Gebelİk ve Muayenesİ

HYPEREMEZİS GRAVİDARUM

Nedir? Her 2000 gebe kadından yaklaşık 7'sinde bulantı ve kusmalar tıbbi bakım ve tedavi gerektirecek düzeyde şiddetli seyretmektedir.Hiperemezis ya da gebelikte aşırı kusma, ilk gebeliklerde, çoğul gebeliklerde önceki gebeliklerinde de aynı durumdan şikayetçi olanlarda daha yaygındır. Psikolojik stres bir etmen olabilir ama beyindeki kusma merkezinin duyarlılığı da bunun kadar önemlidir. Bu da kişiden kişiye değişir. İşaretler ve Belirtiler. Erken gebelik döneminde başlayan bulantı ve kusmalar olağandışı sık ve şiddetlidir ve daha uzun bir süre -bazen dokuz ay boyunca- sürebilir. Eğer önlenmezse, sık sık kusma kötü beslenmeye yol açabilir ve hem annenin hem de bebeğin sağlığına zarar verebilir Sabah bulantı kusmaları, şiddetli karın ağrılarıyla birlikte görülürse safra kesesi ya da pankreas işe karışmış olabilir ve derhal tıbbi bakım gerektirir. Tedavi. Daha hafif olan olgular beslenme önlemleri, dinlenme, antasitler ve kusma karşıtı ilaçlarla kontrol altına alınabilir. Eğer kusma devam eder ve uygun ağırlık kazanımı gerçekleşmezse hastaneye yatmak gerekli olabilir. Gastrit, bağırsak tıkanması veya ülser gibi nedenleri hesaptan çıkarmak için başka testlerin uygulanması gerekebilir. Uyaranı azaltmak için hastanın odası karartılabilir ve ziyaretçileri kısıtlanabilir, ve gerilimi azaltmak için psikoterapi uygulanabilir. Gerekirse kusma ilacıyla birlikte damardan beslenme yapılabilir. Su dengesi yerine geldiğinde (genelde 24 ila 48 saat), berrak sıvı diyetine başlanabilir. Kişi bunu içebilirse, yavaş yavaş günde 6 öğüne çıkabilir. Eğer hala yiyecekleri içinde tutamıyorsa damardan beslenme sürdürülebilir ama yine de ağızdan bazı besinlerin alınması teşvik edilmelidir. Bazen, sorun bebeğin gereğince beslenmesini tehdit edecek kadar uzun sürerse, damar yoluyla verilen sıvılara özel besinler eklenerek, mide bağırsak yolunun tamamen dinlenmesini sağlamak düşünülebilir. Buna damar içi yoğun beslenme (intravenöz hiperatimentasyon) denir. Çok nadir olarak, eğer annenin hayatı tehlikedeyse, gebeliği sona erdirme gereği söz konusu olabilir.

GEBELİKTE AKUT APANDİSİT

Gebeliği en sık komplike eden cerrahi hastalıktır. Genellikle 2. trimesterde görülür. Gebelik apandisit riskini artırmaz, ancak gebelikte apandisit prognozu kötüleşir. Gebelik enfeksiyonun sınırlandırılmasını zorlaştırır. Erken doğum eylemi gelişebilir. Gebelik tanıyı geciktirebilir ve komplikasyon oranını artırır. Gebelikte apandisit organının yırtılması oranı artmıştır. En sık karşılaşılan belirti sağ alt kadran ağrısıdır. İştahsızlık, bulantı, kusma görülebilir. Fiziki muayene bulguları güvenilir olmayabilir. Akut apandisit tedavisi; gebeliğin hangi döneminde olursa olsun acil olarak apandiksin çıkarılmasıdır. Antibiyotik ve doğum engelleyici ilaçlar kullanılabilir GEBELİKTE AKUT SİSTİT-AKUT PYELONEFRİT Gebelerde herhangi bir belirti vermeyen ancak idrar tahlilinde ortaya çıkan iltihap oranı %4-7 dir. Erken dönemde tedavi görmemiş bu tür gebelerde, son trimesterde akut pyelonefrit (böbrek iltihabı) ve akut sistit (idrar torbası iltihabı) gelişme olasılığı daha fazladır. Akut pyelonefrit; renal abse, prematüre doğum, prenatal ölüm ve akut böbrek yetmezliğine neden olur. Akut sistit ve pyelonefritin tedavisi bu riskleri önler. Asemptomatik bakteriürili hastaların %60-80' inde etken E.Coli'dir. E Coli, dışkıyla yakın ilişkisi olan bir mikroptur. Özellikle dışkılama sonrasında yapılan taharetlenmenin ön taraftan arka tarafa doğru yapılması, dışkıdan idrar yollarına bu mikrobun bulaşmasını engeller. Akut pyelonefritli hastalar mutlaka hastaneye yatırılarak sıvı tedavisi uygulanmalıdır. Antibakteriyel tedavi antibiyograma göre düzenlenir. GEBELİK VE ASTIM Astım kesin tedavisi olmayan degişik faktörlerin etkileri sonucu hava yollarının asırı duyarlılıgı nedeniyle ortaya çıkan öksürük, nefes darlıgı, hırıltılı solunum gibi şikayetlere yol açan bir hastalıktır. Dogurganlık çagındaki kadınların yaklaşık %7 sinde astım görülür. Astım ilk kez hamilelikte ortaya çıkabileceği gibi, gebelik önceden var olan astımı daha da kötüleşebilir. Astımın hamilelik esnasında seyrini önceden tahmin edebilmek olanaksızdır.Ancak genel yaklaşımla 1/3'i iyileşir, 1/3' ikötüleşirken 1/3'inde bir değişiklik olmaz. Gebelikte oksijen tüketimi %25 kadar artar,bunda annenin vücut yüzeyinin giderek artması ve bebeğin enerji gereksinimindeki artış etkilidir ANNEYE ETKİLERİ Astımınız varsa, hamilelik sırasında solunum enfeksiyonlarına daha eğilimli olabilirsiniz. Hamileliğin duygusal stresi nöbetlerinizi şiddetlendirebilir. Ancak, astımlı kadınların çoğu bebeklerini güvenli bir şekilde taşıyabilmektedirler. Astımı olan birçok kadın ilaca ihtiyaç duyar. Astım ilaçlarının çoğu hamilelikte kullanım için güvenlidir. Ama, çok miktarda iyodür içeren ilaçlardan kaçının; uzun süre alındığında bu ilaçlar bebeğinizin tiroid bezinde sorunlara yol açabilir İyi tedavi edilmemiş astım gebelik esnasında anne ve bebek için ciddi sorunlar yaratabilir. Kontrol altına alınmamış astımlı gebelerde hiperemezis gravidarum, vajinal kanama, preeklamsi, gebeliğe bağlı hipertansiyon, zor doğum gibi komplikasyonlar daha sık görülür BEBEK İÇİN RİSKLERİ Yeni doğan ölüm riski artar, intrauterin büyüme geriliği olur. Erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve neonatal hipoksi gibi komplikasyonlar daha sıktır Plasentadan ayrılan bebeğe ait göbek kordonundaki ven kanı, anne rahimi ven kanına eşit oksijen düzeyine sahiptir. Bebek nisbeten düşük oksijen miktarlarını normalde tolere eder. Bu toleresyan fetal hemoglobinin oksijen taşıma kapasitesine ve yüksek bebek kalp atımına bağlıdır Gebelikte iyi tedavi edilemeyen astımlı gebelerde, şikayetleri olmasa dahi kandaki oksijen değerlerinin düşük olması bebeğin kronik hipoksiye yani uzun süre az oksijene maruz kalmasına yol açar. Gebelikte astım ilaçlarının göğüs hastalıkları ve kadın-doğum uzmalarının kontrolü altında korkmadan kullanılabileceği, tedavi edilmeyen ve kontrol altında olmayan astımın bebeğe ilaçlardan çok daha fazla zarar verebileceği unutulmamalıdır. Gebelik Sırasında Bulguların Artmasına Neden Olan Faktörler; Progesteron artmasına bağlı aşırı solunum Viral üst solunum yolu enfeksiyonunun fazla görülmesi Bebeğe ait antijenlerle karşılaşma Histamin vb. gib bazı maddelerin düzeylerinde artış Mideden yemek bosuna geri kaçışta artış Astımlı Gebenin Takibi Astımlı gebenin takibi temel olarak üç aşamada olmaktadır: Gebelik süreci Gebelik sırasında gebenin ve bebeğin sağlığını ve gelişme sürecini en iyi tamamlaması için tedavi düzenlenir. Bu süreçte hasta belirli periyodlarda kontrol edilir ve durumuna uygun ilaçlar ve kullanım şekilleri ayrıntılı şekilde anlatılır. Ayrıca astım ataklarını ortaya çıkarabilecek faktörler hakkında bilgi verilir. Unutulmamalıdır ki gebeliıin ilk döneminde özellikle fetüsün ilaçlardan etkilenme riski çok yüksektir. Bu nedenle gebelerin astım ataklarını ortaya çıkarabilecek faktörleri bilmesi ve neler yapması gerektiğinin anlatılması çok önemlidir. Bu sayede kontrol altına alınabilen hastalarda ilaç kullanma ihtiyacı olmayabilecektir. Doğum süreci Doğumun şekli ve bu amaçla kullanılacak ilaçlar gebenin solunum fonksiyonlarını etkileyeceğinden doğumu yaptıracak doktor ile göğüs hastalıkları uzmanı koordineli bir şekilde çalışmalıdır. Astım ilaçları doğumun seyrini etkileyebileceği gibi doğumun kolaylaştırılması amacı ile kullanılan ilaçlar da gebenin astımını olumsuz etkileyebilir. Lohusalık süreci Doğumdan sonraki sürede solunum fonksiyonları yaklaşık üç ay içinde gebelik öncesi düzeyine döner. Gebelik süresince kullanılan astım ilaçları bu süre içinde de kullanılabilir. Astım tedavisinde günümüzde değişik isim ve formlarda ilaçlar kullanılmaktadır. Tedavide kullanılacak ilaçlar ve formları hastalığın şiddetine, hastanın sosyo-kültürel düzeyine, başka bir hastalığının olup olmadığına göre değişiklik göstermektedir. Gebelerde de ilaçlar astımın şiddetine ve gebeliğin dönemine göre anne ve fötüsün sağlığını en üst düzeyde tutacak şekilde düzenlenilir. Bunun için astımlı hastalarda düzenli kontrol gerekmektedir. BACAĞAVURANAĞRI (SİYATİK) Büyüyen rahmin baskısı, diğer bazı rahatsızlıklara yol açmanın yanısıra siyatik sinirini de etkileyebilir. Bu da sırt, kalça ve bacak ağrısına neden olur. Dinlenme ve lokal sıcak uygulaması yararlı olabilir. Bebeğin duruşu değişince ağrı geçebilir ya da doğurana dek ağrılarınız devam edebilir. Ağır olgularda birkaç günlük yatak istirahatı veya özel alıştırmalar önerilebilir. MAKATTAN KAN GELMESİ VE BASUR (HEMOROİD) Kanama, doğum kanalınıza bu kadar yakın bir yerden oluyorsa, gebelikte korkutucu bir belirtidir. Ne var ki vajinal kanamanın tersine, makattan kan gelmesi gebeliğinizi tehdit eden bir durum değildir. Gebelikte bunun nedeni sıklıkla dış ve daha az olarak iç basurdur. Makattaki toplardamarlarda varis olması anlamına gelen basur, tüm gebe kadınların %20 ila %50'sinde ortaya çıkar. Bu dönemde bacaktaki damarlar varisleşmeye nasıl daha yatkınsa, makattaki damarlar da daha yatkındır. Bunun nedeni sıklıkla kabızlıktır, ya da kabızlık varolan sorunu alevlendirir. Basur kanamanın yanı sıra kaşıntı ve ağrıya da neden olabilir. Makattan kan gelmesinin diğer bir nedeni de makatta kabızlığa bağlı çatlaklardır (fissur), bunlar basurlarla birlikte veya tek başına bulunabilir. Çatlaklar genellikle çok acı verir. Kendi kendinize basur tanısı koymaya kalkışmayın. Makattan kan gelmesi bazen ciddi bir hastalığa işaret eder ve daima bir hekim tarafından değerlendirilmelidir. Eğer basur ve/veya çatlak varsa, tedavide en önemli rol size düşmektedir. İyi bir bakım yapılırsa genellikle daha radikal tıbbi tedavilere gerek kalmaz: Kabızlıktan kaçının. Gebelikte ille de kabızlık olması gerekmez. (Baştan kabızlığın önlenmesi basuru önlemenin mükemmel bir yoludur.) Makattaki damarlara aşırı basınç olmasını önlemek için sırtüstü değil, yan yatın; uzun süre ayakta durmaktan veya oturmaktan da kaçının, bunlar da makattaki damarlara basınç yapabilir. Ikınmayın. Alafranga tuvalete oturduğunuzda ayaklarınızın altına bir tabure koymak bağırsaklarınızın boşalmasını kolaylaştırabilir. Kegel alıştırmalarını düzenli yapın; bu alıştırmalar, makat bölgesindeki dolaşımı düzenler. Günde iki kez ılık oturma banyosu yapın. Basurlara buz veya ılık çay kompresleri (hangisi daha rahatlatıcıysa) uygulayın. Yalnızca gebe olduğunuzu bilen bir doktorun verdiği merhem, fitil, müshil veya yumuşatıcıları kullanın. Madeni yağları içmeyin. Perineyi (vajinadan makata kadar olan bölge) titizlikle temizleyin. Bu bölgeyi her dışkılamadan sonra önden arkaya doğru ılık suyla yıkayın. Yalnızca beyaz tuvalet kağıdı kullanın. Günde birkaç kez bir yanınıza uzanın. Bu durumda okuyun, TV seyredin, eşinizle konuşurken de böyle uzanın. İyi bir bakımla basurların süregenleşmesi önlenebilir. Özellikle ıkınma evresi uzun olduğunda doğum basurları daha da azdırabilir. Ancak söz edilen önlemleri uygulamaya devam ederseniz genellikle doğumdan kısa süre sonra basur yok olur. BEBEĞİN SUYUNUN AZALMASI (OLİGOHİDRAMNİOS) Anne karnındaki bebek (fetus), amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı içinde bulunur. Bu sıvı, rahim içindeki bebeği dışarıdan gelecek travmalara karşı koruduğu gibi, bebeğin büyümesi ve gelişmesine de olanak sağlar. Oligohidramniyos amniyon (rahim içi) sıvısı miktarının 500 ml.'den az olması durumudur. Oligohidramniyos nedenleri şunlardır: Bebekte böbrek yokluğu (birinin veya her ikisinin) İdrar yollarında tıkanıklık oluşturan durumlar Fetüse ait bazı anomaliler Zarların erken yırtılması Gün aşımı Plasentada fonksiyon bozuklukları İntrauterin gelişme geriliği Oligohidramniyos saptandığında, gebeliğin son ayında ise veya gün aşımı varsa bebek doğurtulur. Daha erken dönemde görülürse ve bebekte bir anomali saptanmamışsa, amniyoinfüzyon yöntemiyle amniyon boşluğuna sıvı verilmesi uygulanabilir. Amniyoinfüzyon yöntemi her zaman başarılı olamamakta ve erken doğum engellenemeyebilmektedir. BEBEĞİN SUYUNUN FAZLA OLMASI (POLİHİDRAMNİYOS) Amniyon sıvısı miktarının 2000 ml.'nin üzerinde olmasına polihidramniyos veya hidramnios adı verilmektedir. Gebeliklerin binde 2,6-7'sinde görülür. Fetüse ait polihidramniyos nedenleri ise şunlardır: Fetüsün yutmasını engelleyen anomaliler (sindirim sistemi veya merkezi sinir sistemi anomalileri) Solunum yolu anomalileri Diyafragma hernisi (karın boşluğunda olması gereken bir organın göğüs boşluğuna geçmesi) Doğumsal kalp hastalıkları Fetüste hidrops fetalis hastalığı İkiz gebelik İdiopatik (sebebi belirlenemeyen) Polihidramniyos, ultrasonografi ile tanısı konulan bir durumdur. Normali 100-250mm. olan bu ölçüm 250 mm.den çok olduğunda polihidramniyos kabul edilir. Polihidramniyos saptanan bir gebelikte ilk adım dikkatli bir ultrasonografik anomali taramasıdır. İkinci adım anneye ait nedenlerin araştırılmasıdır. Kan şekeri takibi yapılır. Sebebi belirlenemeyen durumlarda takip süreci gebelik boyunca devam eder. Polihidramniyos varlığında potansiyel risk aşırı gerilime bağlı erken doğum ağrıları, su kesesinin açılmasıdır. Şiddetli olgularda, gebeliğin 34. haftasından önce uygulanabilecek bazı ilaçlar sıvı miktarını kontrol edebilir. Uygulanabilecek bir tedavi metodu; fazla olan sıvının rahmin gerilmesini ve erken doğum ağrılarını tetiklemesini önlemek amacıyla, amniyon sıvısının bir kısmının amniyosentez ile boşaltılmasıdır. Belirli zaman aralıklarıyla uygun miktarda sıvı bir enjektör aracılığıyla alınır. MAKADİ GELİŞ MAKADİ GELİŞ NEDİR? Makadi geliş, distosi ismi verilen ismi zor doğum,anormal olarak yavaş ilerleyen doğum eyleminin sebeplerinden biridir. Bu durum normalde doğum kanalına başı ile giren bebeğin anormal olarak kalçası veya bacaklarıyla girmesidir..Makadi geliş,doğum zamanı uygun gebelerin %3-4`ünde gözlenir. MAKADİ GELİŞ SEBEPLERİ NELERDİR? Bebeğin anne rahminde kendiliğinden dönüşünü engelleyen veya çok kolaylaştıran nedenler varsa makadi geliş riski artar.Buların sebepleri; erken doğum eylemi(prematüre doğum) amnion sıvısının azlığı(kese içi sıvının azlığı) bebeğe ait doğumsal hastalıklar çoğul gebelik(ikiz,üçüz) rahim anomalileri leğen kemiği tümörleri kese içi sıvının azlığı MAKAT GELİŞİ TİPLERİ NELERDİR? makat gelişinin kalça ve ayak durumuna göre 3 tipi vardır, 1. saf makat=en çok görülen tiptir 2. tam makat 3. ayak gelişi MAKAT GELİŞİ DOĞUM ÖNCESİ ANLAŞILABİLİRMİ? Doğum öncesi yapılan muayenelerde bu tablo tanınabilir. Bu tanıyı destekleyen en önemli yardımcı tanı yöntem ultrasonografidir. Ayrıca doğum öncesi muayenelerde de başın yukarda olduğu ve makatın aşağıya doğru olduğu anlaşılabilir. Aynı zamanda yapılacak radyolojik tetkiklerde tanıda önemli yer tutmaktadır. DOĞUM ÖNCESİ YAKLAŞIM NE OLMALIDIR? Otuz altıncı haftadan sonra dışarıdan yapılan bir takım manevralarla başın doğum kanalına yaklaşması sağlanabilir, ancak bunun göbek bağı kopması veya göbek bağına bası gibi riskleri vardır. MAKADİ GELİŞTE NORMAL DOĞUM OLABİLİRMİ? Vaginal doğum aşağıdaki durumlarda önerilmektedir; saf makat tipinde gebelik yaşı otuz dört haftanın üstünde olanlar bebek canlı ise tahmini doğum ağırlığı 2000-3500gram arasında ise bebeğe ait doğumsal hastalık yok ise doğum eylemi ilerlemiş ise HANGİ DURUMLARDA SEZARYEN YAPILIR? tam makat gelişinde erken doğum tahmini doğum ağırlığı 3500gram üstünde ise MAKADİ DOĞUM NE GİBİ SORUNLAR YARATABİLİR? anoksi(bebeğin oksijeninin yetersiz olması) doğum travmaları göbek bağı dolanması veya düğümlenmesi RAHİM İÇİ GELİŞME GERİLİĞİ İntra uterin (Rahim içi) gelişme geriliği (İUGG) terimi genel olarak doğum anında çocuk ağırlığının gebelik haftasına göre en düşük %10'un içinde olmasıdır. Bu miadında doğumlarda bebek ağırlığının 2500 gramın altında olması anlamına gelir. Gebeliklerin %3-7'sinde görülür. İUGG'de bebek, anne rahminde gerekli gelişimini ve kilo alımını yapamamıştır. Bebek hayatı ve gelişimi ciddi tehlike altına girer. Oluş nedenleri nelerdir? İntrauterin gelişme geriliği gebelikte olabilecek bazı nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bunlar anneye veya bebeğe bağlı olabilir. Anneye bağlı nedenler çoğunlukla vakaların %80'inden sorumludur. Bu durumda bebekte asimetrik bir gelişme geriliği görülür. 1. Annede damarsal hastalıklar en sık karşılaşılan durumdur. Annedeki hipertansiyon, preeklampsi ve diyabet(şeker hastalığı) bebeğin gelişimini bozma potansiyeline sahiptir. 2. Plasentaya ait hastalıklar İUGG sebebi olabilir. Plasenta previa (plesentanın yerleşim anormallikleri) ve plasentadaki yoğun yaralar bebeğin beslenmesini bozarak gelişme geriliğine neden olabilmektedir. 3. Annenin sigara içimi, annede beslenme yetersizliği, çoğul gebelik ve kansızlık da İUGG nedeni o bebeğe ait nedenler vakaların %20'sinde görülür. Genellikle simetrik gelişme geriliğine neden olur. Tüm vücut ölçümlerinde eşit oranda gerilik söz konusudur. 1. Bebeğe ait kalp anomalileri, kromozom anomalileri (down sendromu, trizomi ), santral sinir sistemi anomalileri 2. Bebeğin rahim içerisinde geçirdiği enfeksiyonlar İUGG nedeni olabilir. İUGG tanısında en büyük yardımcı ultrasondur. Özellikle İUGG gelişimi açısından risk saptanmış gebeler, gebeliğin erken dönemlerinden itibaren bebek gelişimi açısından seri ultrasonografik takiplere alınmalıdır Bebeğin anne karnındaki gelişimi ve iyilik hali düzenli ve sıkı bir takibe alınır. Ultrasonografi ile bebeğin gelişim parametreleri ölçülür, kilo alımı takibe alınır. Ayrıca bebeğin içinde bulunduğu amniyotik sıvının azalması da ciddi risk altında olduğunun başka bir göstergesidir. Aynı şekilde renkli Doppler ölçümleri düzenli olarak yapılır. Anne karnındaki bebeğin kalp atımları NST (fetal monitör) ile takibe alınır. Tüm bu testlerin kombine edildiği Biyofizik Profil skorlaması seri olarak yapılır. Gelişme geriliğinin şiddeti bu testlerin yapılma sıklığını belirler. Bu sıkı takip sonunda bebeğin doğduğunda yaşayabilecek aşamaya gelmesi veya bebeğin anne karnında kalmasının riskli olduğunun saptanması durumunda doğuma karar verilir. İUGG'li bebeklerin doğumu da risklidir. Zaten sınırda olan bebek kan dolaşımı doğum sancıları sırasındaki rahim kasılmaları ile iyice bozulabilir ve bebek kalp atışları yavaşlayabilir (bradikardi). Bu nedenle bebek kalp atışları sıkı takibe alınarak doğum izlenir. İUGG'li bebeklerde bu nedenle çoğunlukla sezaryen tercih edilmektedir. ÇOĞUL GEBELİKLER Çoğul gebelikler insanlık tarihi boyunca ilgi uyandırmış ve bir çok efsaneye konu olmuştur. Çoğu aile için sürpriz olan bu durum günümüzde yardımcı üreme tekniklerinin giderek yaygınlaşması ile daha sık görülmeye başlamıştır. Çoğul gebelikler taşıdıkları özel riskler nedeni ile gebelik boyunca daha özenli ve yakın takip gerektirirler. ÇOĞUL GEBELİKLERDE ANNEYE AİT RİSKLİ DURUMLAR: Çoğul gebeliğe sahip bir anne adayında; tekiz gebeliğe sahip olunduğundan daha belirgin bir değişim olur. Anne adayı gebeliği boyunca daha fazla kilo alır (ortalama 18 - 20 kg). Gebeliğin ilk aylarında gözlenen gebelik bulantı, kusmaları çoğul gebeliğe sahip anne adayında çok yoğun yaşanabilir (hiperemezis gravidarum), Gebelik boyunca anemiye (kansızlık) daha sık rastlanır. Gebeliğin ilk aylarında kanama ve düşük tehlikesi daha fazladır. Erken doğum olasılığı tekiz gebeliklere göre yaklaşık 10 kat artmıştır. Yapılan araştırmalarda tek yumurta ikizlerinde ortalama doğum haftası 36. hafta, çift yumurta ikizlerindeyse 37. hafta olarak bildirilmiştir. Annede ikiz gebelik varlığında yüksek tansiyon, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) olasılığı tekiz gebeliklere göre 3 kat artmıştır. Ayrıca; Gestasyonel diabet , Plasenta anomalileri (P.Previa , Ab. Plasenta , Vasa Previa) Müdahaleli doğum ve doğum sonu kanama riskleri daha fazladır. Kısaca çoğul gebelikte genel olarak gebeliğe ait komplikasyonların görülme sıklığı artar. ÇOĞUL GEBELİKLERDE BEBEĞE AİT SORUNLAR: Rahim içi ortam birden fazla bebek tarafından paylaşıldığında beraberinde bazı sorunları da getirebilir. İkiz eşlerinde tek bebeklere göre düşük riski, iki kat artmıştır. Çoğul gebeliklerde, bebeklerde konjenital (doğumsal) anomali riski 2 kat artmıştır. Bu nedenle özellikle 3-4 ve 5. aylarda bebekler yeterli düzeyde ultrasonografi ile incelenmelidir. Gebelik boyunca anne karnında (özellikle tek yumurta ikizlerinde) fetal kayıp oranı artmıştır. Erken doğum riski yaklaşık 10 kat artmıştır. Çoğul gebeliklerin ortalama %40' ında 36. haftadan önce doğum olur. Doğum sonrası dönemde uzun süreli prematüre (erken doğum) bakımı ihtiyacı artabilir. Bu bebeklerde rahim içi gelişme geriliği riski de, tekizlere göre 10 misli artmıştır. Yaklaşık görülme sıklığı tüm ikizler içinde %20-25'dir. İkizler arası plasentadaki damarlardaki birtakım düzensiz dağılımlar sonucu ikizlerden biri fazla beslenip, diğeri zayıf kalabilir (İkizden ikize Transfüzyon Sendromu). Bu durum her iki fetusu da ciddi olarak etkiler. Bu gibi riskler nedeniyle aile ve doktor için kimi zaman hoş olan bu sürpriz durum, gebeliğin ilk haftalarından itibaren yakın ve sıkı takibe alınmalıdır. TAKİP VE YÖNETİM Aileye gebeliğin başında olası risklerin anlatılması ve bu risklere karşı alınacak önlemler gebeliğin sorunsuz geçme olasılığını arttıracaktır. Periyodik takiplerin sıklaştırılması Rutin kan ve idrar tetkiklerinin belli aralıklarla tekrarlanması Demir, folik asit ve kalsiyum desteği Erken doğum açısından yakın takip Bebeklerin gebelik haftasına ve birbirlerine uyumlu büyümelerinin takibi Fetal iyilik testleri (bebeğin sağlık durumu hakkında bilgi veren testler)'nin periyodik uygulanması Takip sürecinde riskli durumların varlığında zamanında müdahale riskleri en az düzeye indirecektir. Takip sürecinin sonunda, doğum şekline karar verilme aşamasına gelinir.Bebek ve anneye ait riskler göz önüne alındığında genellikle sezaryen, tercih edilen doğum yöntemidir. GEBELİK VE DERİN VEN TROMBOZU Kadınlar hamilelik, doğum ve özellikle doğum sonrası dönemlerinde kan pıhtıları oluşturmaya daha yatkındırlar. Bu kanın özelliğinin değişmesinden ve pıhtılaşma yeteneğinin, doğum sırasında fazla kanamayı önlemek için,artmasından kaynaklanmaktadır. Bazen çok fazla genişlemiş olan rahim vücudun alt bölümündeki kanın kalbe dönmesini güçleştirir. Her 100 hamileliğin 1 yada 2 sinde yüzeyel toplardamar pıhtıları görülür. Derin ven trombozu ise bacakta daha derindeki toplardamarda oluşan pıhtıdır.Derin ven trombozu eğer tedavi edilmezse pıhtı akciğerlere gidebilir ki buda hayati tehlike oluşturur. Pıhtı oluşturma açısından daha fazla risk taşıyan kadınlar; önceden pıhtı sorunu olanlar,30 yaş üstünde olanlar,üç veya daha çok doğum yapmış olanlar, uzun süre yatağa bağlı kalanlar, aşırı şişman olanlar ve bacaklarında varisli damarları olanlar. Yüzeysel toplardamar pıhtılarında (yüzeysel tromboflebit) uyluk yada baldırda yüzeye yakın damar boyunca kızarıklık ve hassasiyet vardır. Derin trombozda ise bacak ağır ve ağrılıdır, uyluk veya baldırda hassasiyet, şişme, ve ayağı oynatınca (ayak parmaklarını yukarı kaldırınca) baldırda şiddetli ağrı olabilir. Ultrason veya anjiografi gibi yöntemler pıhtının tespitinde kullanılabilir. Eğer kan pıhtısı akciğerlere yürümüşse, göğüs ağrısı, köpüklü ve kanlı balgam, hızlı kalp atışları, dudaklarda ve parmak uçlarında morarma ve ateş görülebilir.Bu belirtiler acil tıbbi gözetim gerektirir. Bu durumun en iyi tedavisi oluşmadan önlemektir. Eğer kan pıhtılarına yatkınlığınız varsa varis çorabı giyin. Yürümeden ve bacaklarınızı azatmadan1 saatten fazla oturmaktan kaçının.Sık sık bacak alıştırmaları yapın.Bir kere pıhtı oluşunca tedavi pıhtının tipine ve yerine göre değişir. Yüzeysel olanlarda;dinlenme,bacağı yüksek tutma,merhemler,sıcak buhar ve varis çorapları işe yarayabilir. Perin pıhtılarda ise akciğerlere gitmesini önlemek amacı ile derhal pıhtı çözen ilaçlarla (genelde heparin) tedaviye başlanır. Kimlerde görülür? Kalça eklemi, diz eklemi ve bacakları içeren ortopedi ameliyatlarını takiben Uzun süre yatmayı gerektiren hastalıklarda Seyahatlerde bacakların uzun süre hareketsiz kaldığında Bazı kan hastalıklarında Bazı habis hasalıklarla birlikte Doğum kontrol haplarının DVT sebep olduğu gözlenmiştir. Belirtileri nelerdir? Bacakta şişme, renk değişikliği (diğer bacakla fark) Yürürken baldırda ağrı, şişkinlik hissi. Baldırda gerginlik ve sertlik (diğer bacakla fark) Baldırda sıkıştırma ile acı (diğer bacakla fark) Bazen ısı farkı Yüzeysel Venlerde dolgunluk (tek taraflı) Nasıl teşhis edilir? Bacakta şişme, renk değişikliği (diğer bacakla fark) %50 hastada muayene ile doğru tanıya varılır. Günümüzde doppler-ultrason en uygun tetkik aracıdır Venografi günümüzde nadiren başvurulan tanı yöntemidir. Isotop venografi Nasıl tedavi edilir? KOPAN PIHTILARIN KALB DAMARLARINI TIKAYARAK ANİ ÖLÜME SEBEP OLMA OLASILIĞI VARDIR. Bu nedenle teşhis edildiğinde acilen, hastane şartlarında Heparin dediğimiz kan sulandırıcı ilaç damar yoluyla verilerek tedaviye başlanır. Bu tedavi 7 gün kadar sürdürülür. Bu süre içinde yatak istirahati şarttır. Hastanın ayakları göğüs hizasından 15-20 cm yukarıda tutularak, kanın geri dönüşü kolaylaştırılır. Daha sonra haplarla (Coumadine) en az 6 ay süre ile kan sulandırılmasına devam edilir. Bu süre içinde orta sıkılıkta veya ölçüye göre hazırlanan varis çorabı kullanılır. İlk 72 saat içinde tedaviye başlanan hastalarda %70-80 oranında tam iyileşme sağlanır. Tromboflebit, takısı nedeniyle iltihabi bir süreci tanımlamakla beraber, bu non-bakteriel bir yangıdır, ve klinik olmaktan çok, patolojik anatomik bir tanımlamadır. Geç kalınırsa ? İlk 7 gün içinde aynı prensiplerle tedavi denenir. Tam başarı oranı %20-50 arasıdır. 7. günden daha geç teşhis edildiğinde, ağızdan kan sulandırıcı ilaçlar, varis çorabı istirahat uygun olacaktır. Bu şartlarda hastalığın bazı sekellerle iyileşmesi olasıdır. Damar içindeki pıhtı ameliyatla alınmaz mı? Atardamarlardaki (arterler) pıhtıların aksine, tromboflebitte, pıhtını cerrahi yöntemlerle çıkartılması, yukarıda tarif edilen tedaviden daha iyi sonuçlar vermemiştir. Ender durumlar dışında (venöz gangren), DVT tedavisi kesinlikle ilaçlarla yapılmaktadır. Pıhtının kalbe gitmesi nasıl önlenir? Erken teşhis ve tedavi en etkin yöntemdir. Özel durumlarda bir kateter ile karındaki ana toplardamar (Vena Cava ) içine filtreler yerleştirilir. Damar içindeki pıhtıyı eriten ilaçlar var mı? Streptokinase, urokinase ve PTA yeni oluşmuş pıhtıları eritmede kullanılan ilaçlardır. Şiddetli yan etkileri ve çok yüksek maliyetleri ve diğer tıbbi tedavilere belirgin üstünlükleri olmadığından DTV tedavisinde tercih edilmezler. Tedavi etkili olmazsa? Herhangi bir sebepten tedavi başarılı olmazsa hastamızda çeşitli derecelerde, Kronik Venöz Yetersizlik olarak adlandırdığımız toplardamar hastalığı ortaya çıkar. DİŞ SORUNLARI Gebelik sırasında bütün ilginizi büyüyen karnınıza yoğunlaştırmanız nedeniyle, diş sorunlarınızın gözden kaçması mümkündür. Gebelik hormonları nedeniyle dişetleri, aynı burnunuzun iç yüzeyi gibi şişer, iltihaplanır ve kolayca kanar hale gelir. Ağzınız yardım için basbas bağırana kadar beklememek en iyisidir. Eğer bir çürükten kuşkulanıyorsanız, hemen diş hekiminizden bir randevu alın. Bazen diş bakımınızı yaptırmamak, bebeğinizi, diş bakımı yaptırmaktan çok daha fazla riske sokabilir. (örneğin herhangi bir tıbbi bakıma alınmamış, çok kötü çürük dişler bütün vücuda yayılabilecek enfeksiyon kaynağı olarak hem sizi hem de bebeğinizi büyük bir tehlikenin içine atar. Bununla birlikte gebelik sırasında diş hekiminize başvurduğunuzda size özel bir dikkat gösterilmelidir. Genel anestezik madde kullanıldığında bebeğin oksijen desteğini azaltmadığından emin olmak gerekir. Anestezik madde kullanılmaması da bebeğe zarar verebilir. Bir çok olguda lokal anestezikler yeterli olacaktır. Eğer genel anestezi yapılması gereği kesinse, bunu deneyimli bir anestezi uzmanı yapmalıdır. Anestezi konusunu hem diş hekiminiz hem de doğum hekiminizle konuşun. Ayrıca hep birlikte dişinize yapılacak müdahale öncesinde veya sonrasında antibiyotik kullanımına gerek olup olmadığını kontrol edin. Dişinize yapılan müdahale sonrası, bir süre katı gıdaları çiğneyemeyebilirsiniz ve bu nedenle birtakım diyet değişiklikleri yapmanız gerekebilir. Yalnızca sıvı besinler alabileceğinizden besin gereksinmenizi süt kokteylerinden sık sık içerek sağlayabilirsiniz. Bu süt karışımlarını midenizde bir sorununuz yoksa, portakal suyu, ev yapımı kremayla yapılmış sebze çorbaları, yoğurt ile destekleyebilirsiniz. Yumuşak gıdalara geçince püre haline getirilmiş et ve sebze, ezilmiş yumurta, haşlanmış patates ve yoğurt yiyebilirsiniz. Kuşkusuz bütün diş sorunları için en iyi tedavi korunmadır. Gebelik boyunca ve daha da iyisi bütün hayatınız boyunca diş sağlığınızı koruyucu bir program izlemeniz sizi bir çok diş sorunundan korur. Gebeliğiniz boyunca en az bir kez, daha da iyisi her üç aylık dönemde bir kez dişlerinizi kontrol ettirin. Yalnızca dişeti sorunları değil, çürük oluşumuna olan plakların temizlenmesi de önemlidir. Kesinlikle gerekmedikçe diş sorunlarınız için röntgen çektirmekten kaçının. Anestezi gerektiren rutin tedavi işlemleri sırasında kullanılan lokal anestezikler bile kana karışıp bebeğe ulaşabileceğinden, gebelik sonrasına ertelenmelidir. Eğer dişeti sorunlarınız varsa diş hekimine dişetlerinizi kontrol ettirin. Özellikle öğün aralarında olmak üzere beyaz kristal şekeri ya hiç ya da çok az kullanın (öğün aralarında kurutulmuş meyvelerden de sakınınız) ve yüksek miktarda C vitamini içeren besinler tüketin. Şeker hem diş çürüklerini hem de dişeti hastalıklarını artırır. Buna karşılık C vitamini dişetinizi kuvvetlendirir ve kanama olasılığını azaltır. Günlük kalsiyum ihtiyacınızı aldığınızdan emin olun. Kalsiyum yalnızca gebelikte değil, bütün hayatınız boyunca diş ve kemiklerinizi kuvvetlendirip sağlıklı olmasını sağlar. Diş hekiminizin önerisine uygun olarak, düzenli bir şekilde dişlerinizi fırçalayın. Eğer diş hekiminiz koruyucu önlemlere önem vermiyorsa, muhtemelen yanlış diş hekimine gidiyorsunuz. Ağzınızdaki bakteri miktarını daha da azaltmak için, dişlerinizi fırçaladığınızda dilinizin üstünü de fırçalayın. Bir aynı zamanda nefesinizin hoş kokmasını da sağlar. Eğer yemekten sonra lavaboya veya diş fırçanıza uzaksanız, şekersiz sakız çiğneyebilir veya bir avuç yer fıstığı yiyerek (bunların hepsinin antibakteriyel temizleme kapasiteleri vardır) dişlerinizi fırçalayıncaya kadar ağzınızın içini koruyabilirsiniz. DÜŞÜK Nedir? Kendiliğinden kürtaj da denilen düşük, cenin ya da bebeğin, daha rahim dışında yaşama şansı yokken aniden rahimden atılmasıdır. Gebeliğin ilk üç aylık döneminde görülen düşüklerden, erken düşük diye söz edilir. Bu çok sık rastlanan bir olaydır (Hekimlerin çoğu her kadının üretken dönemi boyunca hiç olmazsa bir kez erken düşük yaptığını düşünmektedir) ve gebeliklerin hemen hemen %40'ında görülmektedir. Erken düşüklerin çoğu gebeliğin başlangıç döneminde, daha kadında gebelik kuşkusunun bile olmadığı bir dönemde meydana geldiklerinden beklenmedik derecede şiddetli ve kramplı bir adet sanılıp çoğu zaman fark edilmemektedirler. Erken düşükler genellikle ceninin kromozom yapısındaki bir anormalliğe veya başka genetik anormalliklere, annenin bünyesinin yeterli miktarda gebelik hormonunu üretmemesine veya annenin bebeğe karşı bir bağışıklık tepkisi göstermesine bağlanır. Bir çok gebe kadın için düşük korkusu ilk üç ayda sürekli bir zihinsel meşguliyet haline gelir. Bazıları dördüncü aya gelmeden ve artık gebeliğin güven içinde süreceğinden kimseye vermez. Bunların çoğunda da % 90 olasılıkla gebelik güvenle sürer. Erken düşüğün ardında yatan nedenler hakkında öğrenilecek çok şey var. Düşüğe yol açmadığı halde düşük nedeni sayılan bir çok etmen vardır. Bunlar aşağıda verilmiştir. Spiral kullanırken yaşanmış güçlükler olması. Rahim iç yüzeyinde spiralin oluşturduğu enfeksiyon ve yara izi, döllenmiş yumurtanın rahme yuvalanmasını önler ama bir kez iyi bir yuvalanma olmuşsa , düşüğe yol açmaz . Önceden spiral kullanmış olmanızda gebeliği etkilemez. Geçmişinizde çok kürtaj olması. Spiralin rahim iç yüzeyinde oluşturduğu enfeksiyonlar gibi, çok kürtajın yol açtığı yara izleri ve yuvarlanma oluştukta sonra düşüğe yol açmaz. Bir tartışma, işteki stres ya da aile sorunları nedeniyle duyguların altüst olması. Annenin düşmesi ya da yararlanmaya yol açan küçük kazalar. Ama ciddi kazalar düşüğe yol açabilir. Bu yüzden emniyet kemeri takmak, sarsak sandalye oturmamak ya da merdivene çıkmamak gibi güvenlik önlemlerine daima dikkat edilmelidir. Ev işleri; çocukları, alışveriş torbası ya da başka ortalama ağırlıkta şeyler kaldırmak perde asmak; hafif mobilyaların yerini değiştirmek; ortalama ve güvenli alıştırmalar. Kadının geçmişinde düşük ya da yüksek düşük riski olan bir gebelik durumu söz konusu değilse, cinsel ilişki. Bununla birlikte, kendiliğinden düşük riskini arttığında inanılan birçok etmen vardır. Bunların bazıları yinelemez ve sonraki gebelikleri etkilemez. Örneğin, kızamıkçık virüsüne, başka bir teratojenik etmene, röntgen ışınlarına maruz kalmak, bebeğe zararlı ilaç almak ,yüksek ateş; döllenme sırasında spiral kullanıyor olmak. Bir kez saptanan ve sonraki gebeliklerde kontrol edilebilen veya ortadan kaldırılabilen başka etmenler de vardır: kötü beslenme, sigara içme; hormonal yetersizlik ve annenin belirli tıbbi sorunları. Bazı risk etmenleri vardır ki kolayca üstesinden gelinmez. Örneğin bazen cerrahi olarak üstesinden gelinmez. Örneğin bazen cerrahi olarak düzeltilebilse de rahim biçim bozukluğu ve annenin belirli bir kronik hastalığı olması. Yineleyen düşüklerin nedeni nadiren de olsa, annenin bağışıklık hücrelerinin kendisinin, ceninin ya da babanın saldırdığı otoimnun bir tepki olabilir. Bu durumda immünoterpi (bağışıklık sistemin baskılayan tedavi ) gerekli olabilir. Ne zaman kaygılanmalısınız ? Her kramp, ağrı yada küçük bir lekenin mutlaka bir düşük habercisi olmadığını bilmeniz önemlidir. Hemen her gebelikte bu belirtilerden biri ya da ikisi en azından bir kez olur. Hafif kramplar, ağrılar ya da karnın her iki yanında duyarlılık. Bunlar olasılıkla rahmi destekleyen kasların gerilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu kramp şiddetlenmediği, sürekli olmadığı ya da kanamayla birlikte olmadığı sürece kaygı duymaya gerek yoktur. Döllenmeden yaklaşık on gün sonra, âdetinizin beklendiği zamanda, henüz hücrelerden oluşan küçük bir top halindeki bebeğiniz gelişmesini sürdürmekte ve rahim duvarı içine yuvalanmaya çalışmaktadır. Bu dönemde hafif bir kanama yaygındır ve gebeliğinizde bir sorun olduğunu göstermez, yeter ki karnın alt bölümünde bir ağrıyla birlikte olmasın. Hekiminizi Hemen Arayacağınız Durumlar: Karnınızın orta alt kısmında, kramp ve ağrı ile birlikte olan kanamalarda(Gebeliğin erken dönemlerinde karnın yalnızca bir tarafındaki ağrı dış gebelikten kaynaklanabilir. Bu durumda hekiminizi acilen aramalısınız.). Kanama olmasa da ağrının bir günden uzun sürmesi ya da şiddetlenmesi durumlarında. Kanama adet kanaması kadar şiddetli olursa ya da açık renkli akıntı 3 günden çok sürerse. Acil Servise Başvurmanız Gereken Durumlar: Daha önce düşük yaptıysanız ve şu anda da kanama, kramp, ya da her ikisi de varsa. Kanama bir saat içinde çok sayıda ped kullanmanızı gerektirecek kadar yoğun ya da ağrı dayanabileceğinizden çok daha şiddetliyse. Çamaşırlarınızda gri beyaz ya da pembemsi parçalar fark ederseniz (ki bu düşüğün henüz başladığının belirtisi olabilir) hemen yakınınızdaki bir acil servise başvurmalısınız. Doktor sizden o parçayı korunaklı bir kap içerisinde saklamanızı isteyebilir. Böylece sizi değerlendirecek kişi düşük tehdidi mi ya da tamamlanmış ya da tamamlanmamış bir düşük mü olduğunu anlayabilir (tamamlanmamış bir düşükte genişletme ve kürtaj gereklidir). Tedavi. Muayene sırasında, hekim rahim ağzının genişlemiş olduğunu görürse, o zaman kadının düşük yaptığı veya düşüğün yakın olduğu kabul edilir. Böyle bir durumda kaybı önlemek için yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Çoğu olguda cenin ya da bebek düşük süreci başlamadan önce ölmüştür. Bu ölüm düşüğü başlatmıştır. Öte yandan, ultrason veya Doppler'le bebeğin canlı olduğu saptanır ve genişleme görülmezse, düşük tehdidinin gerçekleşmeme olasılığı yüksektir. Bazı hekimler (tedavi olsun olmasın) sağlıklı bir gebeliğin süreceği ama sağlıksız bir gebeliğin düşükle sonuçlanmaya baştan mahkum olduğu tezini ileri sürerek, hiçbir özel tedavi yöntemi önermemektedir. Bazıları ise, -özellikle daha önce kadının geçmişinde düşük varsa ya da yuvalanma iyi değilse- yatakta istirahat önermekte ve cinsel birleşme dahil aktivitelerde, kısıtlamalar getirmektedir. Eskiden erken kanamalarda rutin olarak verilen kadınlık hormonlarının etkililiklerinden kuşku duyulduğundan ve gebelik devam ederse bebeğe zarar verebilecekleri endişesiyle, şimdi nadiren kullanılmaktadır. Çok az rastlanan bazı olgularda, geçmişlerinde düşükleri olan ve çok az hormon salgılayan bazı hastalar progesteron uygulanmasından yarar görebilirler. Bazen düşük meydana gelir ama olay tamamlanamaz. Yalnızca plasenta parçaları, kese ve cenin atılır. Eğer bir düşük yaptıysanız veya yaptığınızı sanıyorsanız kanama ve ağrı devam ediyorsa hemen hekiminize haber verin. Kanamayı durdurmak için rahim ağzını genişletme ve kürtaj gerekli olabilir. Bu basit fakat önemli bir işlemdir. Öyle ki rahim ağzı genişletilir ve kalan plasenta veya bebek artıkları kazınarak veya kesiyle çıkarılır. Hekiminiz büyük olasılıkla çıkan maddeleri düşük nedenlerini saptamada ipucu olarak değerlendirmek isteyecektir. EPİLEPSİ (SARA HASTALIĞI) Epilepsili kadın gebe kaldığında yaklaşık yarısında nöbet sıklığı değişmemesine rağmen 1/3-1/4 oranında nöbetlerinde artış gözlenmekte geri kalanda ise bir azalma gözlenmemektedir.Gebe kadınlarda vucudun antiepileptik ilaçlara etkisi değişebilmekte; bu da riski arttırmaktadır.Aynı zamanda epilepsili gebe kadınlarda vajinal kanama ve sabah bulantıları sıktır. Nöbetler uykusuzluk metabolizma, hormonal değişiklikler ve psikolojik etkilere bağlı olarak artabilir. BEBEĞE ETKİLERİ: Epilepsili kadınların %90'ından fazlası sağlıklı bebeklere sahip olmaktadır.Normalde anomali riski %1-2 iken epilepsili gebelerde %4-8 dir. Ölü doğum riski normalden yüksektir. Erken doğum, doğumun gecikmesi ve bebeğe oksijen gereksiniminin sağlanamadığı dönemler nedeniyle gelişme geriliği olmaktadır.Alınan ilaçlara bağlı olarak defektler gelişebilir.Bu genelde birden fazla ilaç yüksek dozda kullanımında görülür.Epilepsili bir kadının çocuğunda 1/40 oranında epilepsi görülme riski vardır.Ancak defektler genelde kalıtsal görülen patolojilerdir.Bunun yanında yarık damak, dudak, kalp anomalileri, spina bifida (sinirsel gelişim anomalisi), yüz ve parmak anomalileri görülebilir. Cerrahi girişimle düzeltilebilir. Ayrıca normal populasyona göre bu bebeklerde gelişme geriliği ve zeka geriliğinin daha fazla olduğu düşünülmektedir. NE YAPMALISINIZ?: Doktorunuzun size söylediği sürece antiepileptikleri düzenli olarak kullanmaya devam etmelisiniz.Eğer 2 yıldan uzun süredir nöbet geçirmemişseniz ilacınızı dozu yavaş yavaş azaltarak kesmeye gidebilir.Gebeliğiniz süresince antiepileptik ilaç dozunuz serum ilaç düzeyi ölçülerek doktorunuz tarafından ayarlanacaktır.Bu özellikle ilk üç ayda ihtiyaç duyulmaktadır.Ayrıca gebe kalmadan önce ve kaldıktan sonra her gün bir tane alınan ve folik asit içeren vitaminlerin alınmasının bebeklerdeki sinir sistemi bozukluklarını azalttığı gözlenmiştir.Bunla beraber düzenli beslenme, yeterli uyuma, düzenli egzersiz, alkol, sigara, kafeinden uzak durma önerilir. Kullanılan antiepileptiklerin hemen hemen hepsinin doğumsal anomalilere neden olduğu görülmüştür.Ancak bu ilaçları alan gebelerin bebeğinde bu anomaliler görülmez. GEBEYKEN NÖBET GEÇİRİRSEM BEBEĞİME ZARARLI MI: Gebeyken geçirilen ciddi derecedeki nöbetler bebeğe zarar verebilir, az ihtimalle düşüğe sebep olabilir. Nöbetin doğum anında ortaya çıkması pek görülmez ancak annenin solunum düzensizliği sonucu bebekte oksijen ve kan alımınının azalmasına neden olur ve bebeği stresse sokabilir GEBELİKTE YAPILACAKLAR: Düzenli aralıklarla muayene yapılmalı, ilaç dozları izlenmelidir. US ile izlenim, AFP ölçümü, kan testleri ve amniosentez yapılmalıdır. SEZARYEN YAPILMALI MI?: Epilepsili kadınlar normal doğum yapabilirler.Alınan bazı antiepileptiklere bağlı olarak yenidoğan döneminde kanama görülme riskine karşı hamileliğin son ayında ve bebeklere ilk 24 saatte K vitamini verilmesi önerilmektedir. Doğum sonrası ilaç dozunun yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. ERKEN DOĞUM TEHDİDİ VE ERKEN DOĞUM Doğum eyleminin 36. gebelik haftası tamamlanmadan önce başlamasına erken doğum tehdidi (EDT), eylemin bebeğin doğumuyla sonuçlanmasına preterm (zamanından önce) doğum ya da erken doğum adı verilir. Zamanından önce doğan bebek prematüre (olgunlaşmamış) olarak adlandırılır. Tüm gebeliklerin yaklaşık %8'i erken doğum ile sonuçlanır. Prematüre bebekte organ sistemleri ve özellikle de akciğerler tam olarak olgunlaşmamıştır ve bu nedenle erken doğum, bebeğe yoğun bakım uygulanmasını gerektiren ve/veya bebeğin doğumdan sonra erken dönemde ölümüne yolaçan nedenler arasında en ön sırada yer alır. Erken doğum eylemi tanısı erken konursa durdurulabilir. Bu yüzden her anne adayının erken doğum tehdidi hakkında bilgi sahibi olması ve belirtilere karşı duyarlı olması önemlidir. Doğum eylemi neden erken başlar? Doğum eylemi çoğu durumda kendi kendine başlar. Anne ve/veya bebek hayatının tehlikede olduğu durumlarda ise doktor tarafından erken doğum kararı verilir ve induksiyon (suni sancı) ya da sezaryen yolu ile doğum gerçekleştirilir. Doğum eylemini erken başlatan çok sayıda etken vardır. Bunlar arasında en etkili olanlar çoğul gebelik ve polihidramniyostur (bebeğin sıvısının normalden fazla olması) Bu iki durum uterusun kapasitesinden daha fazla gerilmesine ve bu büyük yükten "kurtulmak için" miyad dolmadan kasılmasına yolaçabilir. İkiz gebelikte doğumun tekil gebeliklerden daha erken başlaması kuraldır ve bazı durumlarda eylem 36. haftadan önce başlayabilir. Suların miyad dolmadan gelmesi, yani erken membran rüptürü (EMR) de doğum eylemini başlatan diğer bir etkendir. Suların gelmesiyle açığa çıkan bazı maddeler ve olaya eklenen enfeksiyon erken doğum eylemini tetikler. Genital sistem enfeksiyonları (özellikle B grubu streptokoklarla meydana gelen enfeksiyonlar, bakteryel vajinozis ve trikomonaslara bağlı vajinit, klamidyalar, anaerob bakteriler, ureoplasma ve mikoplazmalarla oluşan enfeksiyonlar ) ve üriner sistem (idrar yolları) enfeksiyonları erken doğum eylemini başlatabilir. Placenta previa (plasentanın doğum kanalını kapatması), ablatio placenta (plasentanın erken ayrılması) gibi durumlarda da doğum eylemi daha erken başlayabilir. Anne adayının beslenmesinin yetersiz olması, sosyoekonomik seviyesinin düşük olması, yaşanılan coğrafi bölgenin özellikleri, anne adayında ciddi anemi (kansızlık), sigara kullanımı gibi etkenler de doğum eylemini başlatmada etkili olabilmektedir. Doktor kararıyla gerçekleştirilen erken doğum: Tüm erken doğumların yaklaşık %30'luk kısmı doktor kararıyla gebeliğin sonuçlandırılması şeklinde gerçekleşir. Anne hayatının tehlikede olduğu her durumda bebeğin olgunlaşma derecesine bakılmaksızın doğum indüksiyon (suni sancı) ile ya da sezaryen uygulanarak gerçekleştirilir. Gebeliğin devamının sakıncalı olduğu ağır preeklampsi, eklampsi, HELLP sendromu gibi durumlar, anne adayının ağır kalp hastalığının olması, ya da kanamalı placenta previa ve ablatio placenta bu duruma örnek olarak verilebilir. Fetusun uterus içinde yaşamaya devam etmesinin sakıncalı olduğu durumlarda da doğum gerçekleştirilir. Bunun en iyi örneği fetal distres gelişmesidir. Ağır fetal distres gelişmesi durumunda bebek ölmeden ya da oksijensizlik gelişmeden önce gerekirse sezaryen ile doğum acil olarak gerçekleştirilir ve bebeğe gerekli tedavi yapılır. Doğum eylemini başlatmak amacıyla uygulanan indüksiyon anne adayına uterus kasılmalarını sağlamak amacıyla damar yoluyla serum içinde oksitosin hormonu verilmesinden ibarettir. İndüksiyon öncesi serviks olgunlaşmasına bakılır ve olgun olmayan serviksin olgunlaşmasını sağlamak amacıyla bölgeye jel ya da toz şeklinde prostaglandin uygulanır. Serviks olgunlaştıktan sonra indüksiyona geçilirse indüksiyonun başarıya ulaşma şansı (doğum eylemini başlatma şansı) çok yüksektir. Doğum eylemi indüksiyon ile başlatıldığında sonuç alınamazsa sezaryen ile doğum yolu seçilir. Çok acil durumlarda (aniden gelişen fetal distres gibi) indüksiyon denenmeksizin direkt olarak sezaryen ile doğum gerçekleştirilir. Hangi anne adayları risk altındadır? Görünürde obstetrik (gebelikle ilgili) ya da tıbbi hiçbir problemi olmayan, düzenli antenatal kontrollere devam eden bir anne adayının erken doğum yapma riski düşüktür. Daha önce erken doğum yapmış olan ya da erken doğum tehdidi nedeniyle tedavi görmüş olan anne adayları mevcut gebelikte risk altındadır. Bir kez erken doğum yapmış olan anne adayında bu durumun sonraki gebeliklerde tekrarlama riski %25-50 arasındadır. Tekrarlayan düşükleri ve özellikle de ikinci trimester düşükleri olan anne adaylarında erken doğum riski artmıştır. Uterusta şekil bozuklukları olan anne adaylarında (çift uterus, uterus bicornis, uterus içinde septum gibi) risk artmıştır. Servikste doğuştan varolan bozukluklar, ya da servikse uygulanan cerrahi bir müdahale sonucu (konizasyon gibi) ortaya çıkan serviks yetersizliği olan anne adaylarında risk artmıştır. Mevcut gebeliği çoğul olan anne adaylarında, suyun fazla olması tanısı konmuş olan anne adaylarında risk artmıştır. Mevcut gebelik esnasında karın ameliyatı (apandisit, ya da over kisti ameliyatı gibi) geçirmiş olan, uterus myomları olan (özellikle çok sayıda myomu olan, gebelik esnasında myomları büyüme gösteren ya da baştan beri büyük myomları olan) anne adaylarında erken doğum riski artmıştır. Bu temel risk faktörleri dışında birinci trimester sonrası ortaya çıkan kanaması olan, ağır işlerde çalışan (ağır kaldırılması gereken işler, çok uzun yürüyüş gerektiren işler), sigara içen (özellikle günde 10 adet ya da daha fazla içen) anne adaylarında risk artmıştır. Kısa sürede aşırı kilo kaybı, ateşli hastalık geçirilmesi, ileri derecede fiziksel ya da ruhsal stres (yorgunluk), gebe kalındığında 18 yaş altında ya da 40 yaş üstünde olmak, gebe kalınan dönemde vücut ağırlığının 50 kilogramdan düşük, boyun 150 cm'den kısa olması, anemi (hematokrit<34), gebelik esnasında idrar yolu enfeksiyonu geçirmek, bir yaşından ufak bebeği olmak, çok düşük sosyoekonomik bir çevrede yaşamak, evde iki ya da daha fazla sayıda ufak çocuğu bulunmak ve eşinden ayrı olmak da kesin olmamakla beraber erken doğum riskini artırabilen diğer etkenlerdir. Erken doğum eylemi nasıl belirti verir? Doğum eyleminin zamanından önce başlaması başta uterus kasılmaları olmak üzere anne adayı tarafından farkedilebilen çok çeşitli belirtiler verir. Bu belirtilerin her anne adayı tarafından bilinmesi gereklidir. Erken doğumun gerçekleşmesi için temel şart uterus kasılmalarının olmasıdır. Kasılma olmadan serviks açılmaz. Kasılmalar bazı gebelerde kendini ağrıyla belli ederken bazı gebelerde hiç bir ağrıya yol açmayabilir. Kasılmaların anne adayı tarafından saptanması: Kasılmalarınızın olup olmadığını anlamak için avucunuzun içini karnınıza hafifçe dokundurunuz. Avucunuzun altında uterusun "toplanıyor" hissi yaratması kasılma belirtisidir. Bu esnada ağrı duyulması şart değildir. Bu kasılmaların sıklığını ve süresini ölçünüz. Saatte dört kez ya da daha sık ortaya çıkan kasılmalarda mutlaka doktorunuza haber veriniz. Diğer belirtiler: Erken doğum tehdididinin diğer önemli belirtileri arasında pelviste dolgunluk hissi, adet sancısına benzer kramp tarzı ağrılar, pozisyon değiştirmekle geçmeyen belağrıları, vajinal akıntının artması ya da niteliklerinin değişmesi (daha kıvamlı, daha sulu ya da kanlı akıntı ortaya çıkması), ishalle beraber olan ya da tek başına ortaya çıkan barsak krampları yer alır. Bu durumda yine kasılmalarınızı elle kontrol ediniz. Bu belirtiler kasılma olmadan tek başlarına bir anlam taşımazlar. Ancak bu belirtilerden biri varsa ve kasılmalarınızın olup olmadığından emin değilseniz yine doktorunuza başvurmalısınız. Erken doğum tehdidi tanısı nasıl konur? Gerçek Erken Doğum Tehdidi (EDT) tanısını koymak her zaman kolay değildir. Gerçekte EDT olmayan bir anne adayına EDT tanısı koymak anne adayının yan etkileri ciddi olabilen ilaçlarla tedavi görmesine ve uzun süreler hastanede yatmak zorunda kalmasına yol açar. Aksine EDT olan adayına tanının konamaması ise prematüre bir bebeğin doğumuyla sonuçlanır. Prematüre bebek ise yoğun bakım gerektirecek durumlarla ve hatta ölüm riskiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle çok hassas davranılmakta ve muhtemelen gerektiğinden daha fazla sayıda olguda EDT tanısı konmaktadır. EDT şüphesinde anne adayının risk faktörlerinin ve klinik bulgularının dikkatlice değerlendirilmesi gereksiz yere EDT tanısı konan olguların sayısını azaltabilir. İlk incelemeler: Kasılmalarla başvuran bir anne adayında vajinal kanama yoksa ilk yapılacak inceleme genel anamnez ve gebelik muayenesi sonrası steril vajinal muayenedir. Vajinal muayene yapılmadan hemen önce servikse spekulum yerleştirilerek vajinanın derinliklerinden sıvı örneği alınır. Bu alınan sıvıda pH ölçümü yapılarak erken membran rüptürü (EMR) araştırması yapılır. Bu inceleme önemlidir zira erken doğumların bir kısmı gebe tarafından farkedilen ya da farkedilmeyen EMR sonrası başlayabilir. Tüm gebelere yapılan rutin incelemeler (tam kan ve tam idrar tetkiki, idrar kültürü) dışında gerekirse gonore, B grubu streptokok ve klamidya için vajinal kültür alınır. Tuşede serviks açılması belli bir seviyenin üzerindeyse (yaklaşık dört cm.) EDT tanısı kesindir. Bu açıklıkta ilaç tedavisiyle doğum eylemini durdurma şansı olmadığından doğum eylemi kendi seyrine bırakılır. Doğumun prematüre bebeğe yoğun bakım olanaklarının olduğu bir hastanede gerçekleşmesi gerekir. Tuşede serviks açılması varsa ve açıklık dört cm. altındaysa, servikste silinme (incelme) varsa kasılmalar takip edilir. Bu amaçla ya elle kasılma takibi yapılır ya da kardiyotokografi cihazından faydalanılır. Yapılan 20 dakikalık incelemede dört ya da daha fazla sayıda kasılma saptanması durumunda EDT tanısı kesindir. Anne adayı hastaneye yatırılır ve tokoliz (doğum eylemini durdurma) tedavisine başlanır. Kasılmalarla başvuran ve takipte etkin kasılmaları olan ancak serviks bulguları çok hafif ilerleme gösteren olgular tanıda problem yaratır. Bu durumda tanıyı kesinleştirmek için hastanede takip yapılır. Anne adayı sol yanına yatırılarak damar yolu açılır ve sıvı verilir. İki saattlik aralarla yapılan tuşelerden herhangi birinde serviksteki değişiklik ilerliyorsa EDT tanısı kesindir ve tokoliz tedavisi başlanır. Servikste değişiklik saptanmadığı sürece tuşelere iki sattlik aralıklarla devam edilir. Değişme oluştuğu anda tokoliz başlanır. Bu takip kasılmalar durana kadar devam eder. Değişme olmazsa kasılmalar kendi kendine durana kadar takip devam eder. Erken doğum tehdidi nasıl tedavi edilir? (Tokoliz (doğum eylemini durdurma) tedavisi) Şartlar uygun olduğunda erken doğum eylemini durdurmak ve bebeğin büyümesi için zaman kazanmak mümkündür. Ancak kullanılan ilaçlar (ritodrin ve magnezyum sülfat gibi) yan etkileri ciddi olabilen ilaçlar olduğundan erken doğum tanısının doğru konması ve tedaviyi alması sakıncalı ya da gereksiz olabilecek anne adaylarının belirlenmesi önem kazanır. Bu amaçla erken doğum tehdidi konan anne adayının rutin antenatal tetkikleri yapılır, ultrason ile gebelik haftası belirlenir ve anomali araştırması yapılır. 28 haftanın üzerindeki gebeliklerde kardiyotokografi cihazı ile fetusun iyilik hali ve kasılmaların seyri değerlendirilir. Tokoliz tedavisinin başarısız olma olasılığı göz önünde bulundurularak tedavi mutlaka prematüre doğan bir bebek için yoğun bakım şartlarının bulunduğu bir hastanede yapılır. Kanaması olan ve kanamasının nedeni tam belirlenemeyen, ablatio placenta şüphesi olan, koryoamnionit bulguları olan, bebeği ölü olan, bebeğinde gelişme geriliği olan, bebeğinde yaşamla bağdaşmayan anomalisi olan (anensefali gibi), fetal distres bulguları olan anne adaylarında erken doğum bulguları olsa da tedavi başlanmaz. 36. gebelik haftasını tamamlamış olan anne adaylarında ve serviks açıklığı dört santimetre ve üzerinde olan anne adaylarında da doğum kendi seyrine bırakılır. Tokoliz uygulanması Tokolizde uterusun kasılmalarını durdurmaya yönelik farklı ilaçlar kullanılır. En sık intravenöz yolla (damardan) ritodrin ve magnezyum sülfat kullanılır. Ritodrin kasılmaları etkin bir şekilde durdurabilmesi yanında kalp ve metabolizma üzerine önemli etkileri olabilen bir ilaçtır. Anne adayında hipertansiyon, kalp hastalığı ve ciddi hipertiroidi durumunda kullanılmaz. Kan şekerini yükseltici etkisi nedeniyle diabetlilerde çok dikkatli kullanılır. İkinci seçenek olarak kullanılan magnezyum sülfat preeklampsi tedavisinde de kullanılan ve kendine özgü ciddi yan etkileri olabilen bir ilaçtır. Özellikle çoğul gebeliklerde, anemisi olan gebelerde, tokoliz uygulamasının sakıncalı olduğu durumlarda yapılan uygulamalarda, kalp hastalığı olan anne adaylarında, tanısı konamamış koryoamniyonit ya da ablatio placenta varlığında, yaşı ileri olan (35 yaş üzeri) anne adaylarında, intravenöz tedavinin 24 saatten daha uzun sürmesi durumunda ilaca bağlı ciddi yan etkilerin ortaya çıkma olsılığı artar. Tedavi esnasında anne adayının tansiyon, nabız, ateş gibi yaşamsal bulguları kontrol altında tutulur. Kasılmalar tümüyle durduktan sonra tedaviye 12 saat daha devam edilir ve kasılmaların bittiğinden emin olunduğunda intravenöz uygulamaya son verilerek aynı ilacın ağızdan alınan tablet şekliyle tedaviye geçilir. Muhtemel bir tedavi başarısızlığı ve erken doğum olasılığı gözönünde bulundurularak fetusun akciğerlerinin olgunlaşmasını hızlandırmak amacıyla anne adayına steroid içerikli ilaç enjeksiyonu yapılır. Tokoliz tedavisine son verilmesi Tokoliz tedavisi şartlar elverdiği sürece 36. gebelik haftasına kadar devam ettirilir ve bu süre içerisinde anne adayı hastanede sıkı takip altında tutulur. Tokoliz tedavisine rağmen kasılmaların durmaması ve serviks değişikliklerinin ilerlemesi durumunda tedavi başarısız kabul edilerek kesilir. 36. gebelik haftası bittiğinde artık bebek olgunlaşmış kabul edildiğinden tedavi kesilir ve anne adayı evine gönderilir. Doğum eylemi başlamadığı sürece haftalık rutin antenatal kontrollerine gelmesi önerilir. Haftalık yapılan amniyosentezlerle elde edilen amnios sıvısında akciğer olgunlaşma testleri uygulanır. Test sonucu akciğerlerin olgunlaştığı saptanırsa tedavi kesilerek anne adayı evine gönderilir. Olgunlaşma yoksa tokoliz tedavisi ve haftalık amniyosentezlere devam edilir. Amniyosentez ile akciğer olgunlaşmasını değerlendirme olanağı yoksa, ya da amniyosentezde akciğerler olgunlaşmamış bulunursa tedavi 36. gebelik haftasına kadar devam eder. Tedavi genellikle baştan sona kadar hastanede uygulanır. Ancak bilinçli hastaların tedavilerine evde sürdürmelerine izin verilebilir. Evde tedavisi uygun görülen anne adaylarının kullandıkları ilaçların yan etkilerine karşı hassas olmaları gerekir. Bu anne adaylarına elle kasılma takibi öğretilir ve EDT belirtileri ortaya çıktığında hemen başvurmaları öğütlenir. EDT tedavisinde ilaç kullanımı yanında istirahat edilmesi de çok önemlidir. Yeterli beslenme ve özellikle yaz aylarında yeterli sıvı alınması çok büyük önem taşır. Erken doğum Tehdidi ve Erken Doğumun Önlenmesi mümkün müdür? Düzenli olarak antenatal kontrollere gidilmesi ve bertaraf edilebilen risk faktörlerinin saptanarak giderilmesi (anemi, idrar yolu enfeksiyonları, serviks ve vajinadaki enfeksiyonlar gibi) EDT riskini azaltabilir. EDT açısından yüksek risk altında olan anne adaylarının daha sık antenatal kontrollere gitmesi gerekir. GÜN AŞIMI (SÜRMATURASYON) 42 Haftadan uzun süren gebeliklere GÜN AŞIMI adı verilir. Sürmatürite, postterm, postmatürite olarak da adlandırılabilir. Ortalama gebelik süresi insanoğlunda son menstrüel periodun ilk gününden itibaren 280 gündür. Ovulasyon (yumurtlama) tarihinden itibaren de 266 günlük bir süreyi kapsar. Tahmini doğum tarihi Neagele formülü ile hesaplanır. Bu basit formülde son adet tarihinin ilk gününe 7 gün eklenerek ve 3 ay geri giderek tahmini doğum tarihine ulaşılır. Ancak bu tarih kesin değildir ve 15 gün önce ve sonrası da normal olarak kabul edilmektedir. Her kadında ovulasyon (yumurtlama) tabii ki tam olarak bilinemediğinden doğum tarihinin belirlenmesinde son menstrüel periyot baz alınır. Eğer ovulasyon tarihi net biliniyorsa gebelik süresi ile ilgili daha kesin bilgilere ulaşılabilir. BEBEĞE AİT RİSKLER: Gün aşımında, bebeği bekleyen en önemli risk, plasentada dolaşım bozulmasına bağlı olarak oksijen ve besin maddelerinin yeterince taşınamaması sonucu fetal distres gelişimidir. Oksijenlenmenin azalması sonucu fetusun ilk tepkilerinden biri, hareketini kısıtlaması ve oksijen kullanımını azaltmaktır. Bu nedenle özellikle gün aşımı olan gebeliklerde, bebek hareketleri bir sağlık göstergesi olarak dikkatlice izlenmelidir. Bir noktaya kadar tolere edilebilen oksijen kısıtlılığı, belli bir sınırın aşılması ile fetusta refleks olarak mekonyum denen ilk dışkının rahim içerisine yapılmasına neden olur. Bebek doğmadan amniyon sıvısı içine yaptığı bu ilk dışkı; doğum sırasında ve hatta anne karnında bebeğin akciğerlerinin mekonyumla dolmasına neden olur. Mekonyum aspirasyonu denen bu durum, bebekte ciddi zararlara yol açabilir. DİSMATÜRİTE SENDROMU: Normalde fetus 40. haftadan sonra çok az bir gelişme gösterir. Son haftalarda akciğer olgunlaşmasını da tamamlamış olan fetusta, cilt altı yağ depolanmaları dışında, herhangi bir gelişme beklenmez. Gün aşımı başladığında Dismatürite sendromu adı verilen tablo gelişmeye başlayabilir. Dismatürite sendromu gün aşımı olan bebeklerin yaklaşık üçte birinde görülmektedir. Genellikle cilt altı yağ depolarının kaybı sonucu buruşuk, kuru ve çatlak bir deri, uzun tırnaklar, uzun saçlar, hipotoni denen kas güçsüzlüğü, mekonyumla boyanmış sarı - yeşil veya kahverengi cilt, göbek kordonu ve zarlar ile karakterizedir. İRİ BEBEK: Bir grup sürmatüre bebekte beklenin üzerinde kilo artışı sonucu "iri bebek" (4000gr. Doğum tartısı üzeri) durumu söz konusu olabilir. Normal doğum eylemi sırasında sıkıntı yaratabilecek bu durumda doğum eyleminin uzaması, zor ve müdahaleli doğum (vakum, forseps) riskinin artması, doğum eylemi sırasında bebeğin omzunun takılması, epizyotominin (normal doğum eylemi sırasında vulvaya yapılan cerrahi kesinin) istenmeyen şekilde ilerlemesi ve çeşitli yırtıkların oluşumu, doğum sonrası uterin kasılmaların etkili olmaması nedeniyle aşırı kanama gibi sorunlara yol açabilir. OLİGOHİDRAMNİYOS Gün aşımı durumunda oligohidramniyos (bebeğin içinde bulunduğu sıvının miktarında azalma) oluşabilir. Bu nedenle gün aşımı olan bebeklerde amniyon sıvısı miktarının ultrason ile ölçümü önemlidir. Oligohidramniyos varlığı, bebeğin dolaşım bozukluğunun da göstergesi olduğundan özellikle önemlidir. Anne karnında ve doğum sırasında bebeğin daha çabuk strese girmesine neden olabilir. Oligohidramniyos saptandığından itibaren gebelik sonlandırılmalıdır. TEDAVİ: Doğumu planlamaktır. Sezaryen gerektiren bir durum varsa beklenmeden gebelik sezaryenle sonlandırılır. İDRAR KAÇIRMA Gebelik sırasında ve özellikle son üç ayda bazı kadınlar idrar kaçırmaya başlarlar, genellikle de yalnızca güldükleri veya öksürdükleri ya da aksırdıkları zaman. Buna basınca bağlı kaçırma denir ve bu büyümekte olan rahmin mesaneye baskısının artmasına bağlıdır. Doğum ve doğum sonrası nekahat için kasları sıkılaştırmaya yarayan Kegel alıştırmaları kaçırmayı denetlemenize yardımcı olabilir. Ne var ki bu sızıntı küçük olasılıkla amniyon sıvısı olabileceği için hekiminize bildirin. GEBELİKTE İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI Gebelik dönemi idrar yolu enfeksiyonlarına eğilimin arttığı bir dönemdir. Bu enfeksiyonlar basit bir sistit (mesane enfeksiyonu) olabileceği gibi, ciddi bir piyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gelişimi de söz konusu olabilir. Özellikle piyelonefrit durumunda bebek de erken doğum gibi ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalabilir. Gebelikte idrar yolu enfeksiyonu riskini azaltmak için en erken dönemde idrar kültürü yapılması oldukça etkilidir. İdrar kültüründe üreme olduğunda üreyen bakteriye uygun antibiyotik tedavisi verildiğinde gebeliğin kalan döneminde sistit ve piyelonefrit ortaya çıkma olasılığı önemli ölçüde azalır. Normalde idrar steril (bakteri ve diğer enfeksiyon etkenlerini içermeyen) bir maddedir. Bunu sağlayan en önemli mekanizma idrar yolunun böbreklerden aşağı doğru inen idrar akımıyla sürekli olarak "yıkanması" ve temizlenmesidir. Ayrıca mesaneden idrarın dışarı boşalmasını sağlayan uretra adlı kanal yapısı da içeriden dışarıya akıma izin verecek, ancak dışarıdan içeri bakteri geçişine izin vermeyecek yapıdadır. Bakteriler bu engeli aşsalar da mesaneden böbreklere geçişi engelleyen benzer bir kapak mekanizması daha vardır. Gebelik döneminde yukarıda anlatılan koruyucu mekanizmalar olumsuz etkilendiklerinden idrar yolu enfeksiyonlarının meydana gelmesi kolaylaşır. En önemli etken gebelikte fazla miktarlarda salgılanan progesteron hormonunun düz kasları gevşetici etkisidir. İdrar yollarında idrar akımını sağlayan düz kaslar gevşediğinde idrar akımı yavaşlar ve bakteri geçişini engelleyen kapak mekanizmalarının da işlevleri azalır. Ayrıca gebeliğin ilerlemesiyle büyüyen rahmin idrar yollarına baskı yapması da idrar akımının yavaşlamasına katkıda bulunur. Sonuç olarak vajinada normalde bir problem yaratmadan yaşayan enfeksiyon etkenleri önce uretra yoluyla mesaneye buradan da şartlar elverdiğinde böbreklere doğru çıkarak çeşitli şiddette enfeksiyonların oluşmasına neden olurlar. Neler olur? Mesaneye ulaşan bakteriler burada hiç belirti vermeden yaşamlarını sürdürebilirler. Buna asemptomatik bakteriüri (idrarda belirti vermeyen bakteri varlığı) adı verilir. Bu durum bir enfeksiyon olmamakla birlikte şartlar elverdiğinde hemen enfeksiyona dönüşebileceği için mutlaka saptanmalı ve tedavi edilmelidir. Mesanedeki bakteriler her zaman sessiz kalmazlar. Bazı durumlarda bu bakteriler sistit (mesane iltihabı) ya da ileri durumlarda piyelonefrit (böbrek iltihabı) tablolarının ortaya çıkmasına neden olabilirler. Asemptomatik bakteriüri tedavi edilmediğinde sıklıkla sistit ya da piyelonefrit oluşturan bir durumdur. Anne adaylarının yaklaşık %10'unda idrar kültüründe asemptomatik bakteriüri vardır. Tanı için anne adaylarından tercihan gebeliğin ilk haftalarında ya da ilk kontrole geldikleri herhangi bir zamanda idrar kültürü istenir. İdrar kültüründe bakterilerde anlamlı üremenin (>100.000 bakteri kolonisi) olması ve anne adayında hiçbir belirti olmaması durumunda asemptomatik bakteriüri tanısı konur. İdrar kültüründe üreme olduğunda üreyen bakteri cinsinin hangi antibiotiklere hassas olduğunu belirten bir inceleme yapılır. Antibiyogram adı verilen bu inceleme sonucuna göre anne adayı en uygun olan antibiotikle tedavi edilir. Tedavinin üzerinden 15 gün geçtikten sonra yapılan kontrol idrar kültüründe kültürün steril gelmesi (üreme olmaması) durumunda tedavi başarılı olmuştur. Bu durumda anne adayına idrar yoluyla ilgili şikayetleri olmadığı sürece yeni bir idrar kültürü yapılmasına gerek yoktur. Sistit yani mesane enfeksiyonu ise ağrılı idrar yapma, sık idrara çıkma, kanlı idrar yapma ve bazen de idrar kaçırma gibi belirtilerle kendini gösterir. Tam idrar tetkikinde idrar sedimentinde akyuvarlar, bakteriler ve bazen de alyuvarlar görülür. İdrar kültürü alındıktan hemen sonra antibiyotik tedavisine başlanır. İki ya da üç gün sonra alınan idrar kültürü ve antibiyogram sonucunda gerekirse antibiyotik uygun olan bir başkasıyla değiştirilir. Sistit geçiren anne adayı idrar akımını artırmak ve idrar yollarının "yıkanmasını" sağlamak için bol sıvı almalıdır. Sistitin erken doğum tehdidi yaptığı konusunda bazı veriler vardır, ancak şu an için kesinleşmiş değildir. Piyelonefrit ise böğürde ağrı, ateş ve kendini kötü hissetme gibi belirtilerle ortaya çıkan, tek böbrekte (ya da her iki böbrekte) enfeksiyonun meydana geldiği ciddi bir hastalık tablosudur ve hastanede yatırılarak tedavi edilir. Yapılan idrar tetkiki ve idrar kültüründe enfeksiyon etkeni saptanır. Muayenede genellikle tek taraflı ve sıklıkla sağda böbreğin bulunduğu bölgeye elle hafifçe vurulmasında hassasiyet gözlenir. Piyelonefrit geçiren anne adayında bulantı ve kusma olabilir, ateş genellikle 38 derece üzerindedir ve bazı durumlarda 40 dereceye kadar çıkabilir. Nabız ateşle doğru orantılı olarak hızlanmıştır, hipotansiyona (tansiyon düşmesi) eğilim vardır. Hipotansiyon fetal distres yaratabilir. Her yüksek ateşli hastalıkta olduğu gibi piyelonefritte de tedaviyle ateş düşürülmezse erken doğum eylemi başlayabilir. Bu yüzden hızla uygun antibiotik tedavisine geçildikten sonra erken doğum ve fetal distres belirtileri aranır. Tedavi süresince anne adayı tansiyon, ateş, bebeğin durumu ve doğum eylemi bulguları yönünden sıkı bir izlemeye alınır. Tedavi edilmeyen piyelonefrit böbrekte abse, sepsis (bakterilerin kana karışarak diğer organlara yayılması) ve septik şok gibi hayati tehlike yaratan durumların oluşumuna neden olabilir. Piyelonefrit genellikle önlenebilir bir durumdur. Gebeliğin erken dönemlerinde hiç bir şikayet olmasa bile idrar kültürü yapılmalıdır. İdrar kültüründe üreme çıkması durumunda uygun bir antibiyotikle tedavi edilmeli ve tedavi sonrasında tekrar idrar kültürü yapılarak bakteriürinin kaybolduğu gözlenmelidir. İLERİ ANNE YAŞI Bebek sahibi olmak için en uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Fakat kadınların çalışma hayatı içerisinde daha fazla yer almaya başlaması ile birlikte, gebelikler giderek daha ileri yaşlara ertelenmektedir. Günümüzde bir çok kadın ilk doğumunu 30' lu yaşlarda yapmaktadır. Anne yaşının ilerlemiş olması, bazı riskleri de beraberinde getirir. Anne adaylarının 35 yaş ve üzeri olması durumuna 'İleri Anne Yaşı' diyoruz. Bu tip gebelikler daha yakından ve özel bir takip gerektirir. 35 yaş üzeri anne adaylarında; 1- Kromozom anomalili (genetik yapısı bozuk) bebek doğurma riski artar. Bu risk en bilinen şekli ile Down Sendromu (Mongol bebek)' nda belirgindir. 30 yaş altında kromozom anomalili bebek doğurma riski 1000 doğumda 2.6 iken, 35 yaş üzerinde bu risk 1000 doğumda 5.2 oranına yükselmektedir. Bu belirgin risk artışı nedeniyle 35 yaş üzerindeki gebeliklerde genetik inceleme yapılması önerilir. 2- İleri yaştaki anne adaylarında abortus (düşük) yapma riski de artmıştır. Bu yaş grubundaki gebelerde düşük riski 4 kat fazladır. Aslında bu durum, yaşla birlikte kromozomal anomali riski artması ile doğrusal ilişkilidir. Düşüklerin büyük bir kısmının nedeninin kromozomal anomali olduğu bilinmektedir. 3- İleri anne yaşında, dış gebelik ortaya çıkma riski, genç yaş gebeliklere göre biraz daha fazladır. 4- Anne yaşının ilerlemesi ile birlikte ikiz, üçüz gibi çoğul gebelik oranı yükselir. Çoğul gebeliklerin izlemi de özellik arz eder. 5- İleri yaşlarda karşımıza çıkan hipertansiyon ve diyabet (şeker hastalığı) gibi durumlar, gebelikle birlikte görüldüklerinde, bebek ve anne açısından tehlikeli olabilmektedir. 35 yaş üzerinde gebeliklerde hipertansiyon erken yaş gebeliklere göre 2-4 kat daha sık görülür ve yaklaşık olarak görülme sıklığı %10' dur. Preeklampsi (gebelikte hipertansiyon) gelişmesi açısından risk taşıyan bu durumun, gebelik bitiminden sonra kaybolup kaybolmadığı da mutlaka izlenmelidir. Gestasyonel Diyabet (gebeliğe bağlı şeker hastalığı), ileri yaş gebeliklerde daha sık görülen bir diğer hastalıktır. 6- İlerleyen yaşla birlikte bebeğin plasentası (eş) ile ilgili problemler de daha sık görülür. (Ablasyo plasenta , Plasenta Previa ) 7- Erken doğum riski artar. 8- Damar dolaşımının ilerleyen yaşlarda bozulmasına bağlı olarak, düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma riski, plasental yetmezlik riski yükselir. Intrauterin (rahim içi) gelişme geriliği açısından daha yakın takip ve fetal distres (bebeğin hayatını tehtiti eden sorunlar) bulgularının erken dönemde tespiti önem arz eder. 9- Doğum sonrası kanama ve uzamış doğum eylemi nedeni ile sezaryen operasyonu ihtimali artar. KABIZLIK Gebelikte kabızlığa çok sık rastlanır ve birçok nedeni vardır. Birisi gebelikte hormon düzeylerindeki artışa bağlı olarak bağırsak kas dokusundaki gevşemedir. Bir başkası büyümekte olan rahmin bağırsaklara baskı yaparak normal çalışmasını engellemesidir. Ancak bütün bunlara karşın gebelikteki kabızlık asla çaresiz değildir. Aşağıdaki önlemleri uygularsanız hem bu düzensizliği hem de sonucu olan basurları engellemiş olursunuz. Lifli Gıdalar Alarak Savaşın. Kabızlık yapıcı saflaştırılmış yiyeceklerden kaçının ve lif bakımından zengin taze meyve ve sebzeler (çiğ ya da hafif pişmiş ve mümkünse kabuklu), kepekli gıdalar, ekmekler ve baklagiller (kuru fasulye ya da bezelye); kuru meyveler (kuru üzüm, kayısı, incir vb. ) yemeye çalışın. Eğer normalde çok az lifli besin alıyorsanız, öğünlerinize lifli besinleri azar azar ekleyin, yoksa mideniz rahatsız olur. (Bir süre rahatsızlık hissedebilirsiniz. Bunun sebebi de lifli besinlerin geçici yan etkilerinden birinin gaz ve şişkinlik olmasıdır). Bütün günkü öğünlerimizi 6 eşit parçaya bölerseniz 6 eşit parçaya bölerseniz çok daha iyi olur. 3 büyük öğünde kendinizi çok rahatsız hissedebilirisiniz. Bütün bunlara karşın yanıt alamıyorsanız yemeklerinize buğday kepeği ekleyin. Önce üzerine serpmekle başlayın, 2 yemek kaşığına kadar arttırabilirisiniz. Daha fazla almayın çünkü bu mide-bağırsak sisteminizin çok hızlı çalışmasına, dolayısıyla gerekli besinlerin emilmeden atılmasına yol açar. Düşmanınızı suda boğun. Kabızlık bol sıvı alımına dayanamaz. Özellikle su meyve sebze suları dışkıyı yumuşatır ve besinlerin sindirim sisteminde rahatça ilerlemelerini sağlar. Bazıları limon sıkılmış (ama şekersiz) sıcak su içmenin faydalı olduğunu söylemektedirler. Kabızlık şiddetliyse kuru erik suyu oldukça yararlıdır. Egzersiz kampanyası başlatın. Günlük hayatın rutinliğine en az ½ - 1 saatlik yürüyüşler ekleyin. Yine de yetersiz olursa hekiminize danışın; daha farklı şeyler önerebilir. Kabızlığınız yoksa: Gebe kadınlar gebelikteki kabızlığın normal olduğu konusunda anneleri, arkadaşları, kitaplar, hekimler tarafından öyle hazırlanırlar ki kabızlığı olmayanlar kendilerinde sorun olduğunu düşünürler. Gebelikte mide bağırsak sistemi gebelik öncesine göre daha iyi çalışmaz. Fakat diyetteki besinler sayesinde (Dengeli Beslenme Diyet'inde önerildiği gibi meyve, sebze, kepekli gıdalar, meyve suları) daha düzenli olabilir. Mide-bağırsak sisteminiz kabızlığa alışkınsa diyet değişikliğine bağlı olarak başlangıçta tuvalete çıkmalarınız azalır ve geçici olarak gaz ve şişkinlik olabilir ama daha sonra "düzenli" bir hale gelirsiniz ve bu devam eder. Eğer çok sık çıkıyorsanız (günde iki kereden daha sık), ya da dışkınız sulu, kanlı yada sümüksü bir maddeyle kaplıysa mutlaka bu konuyu hekiminizle bu konuyu görüşün. Gebelikteki ishal acil müdahale gerektirir. GEBELİK ve KALP HASTALIKLARI Günümüzde kalp ve damar hastalıkları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde tüm ölümlerin yarısından çoğuna neden olmakta ve insanların sakat ve çalışamaz durumda olmalarına yol açmaktadır. Günümüzde önemini hala muhafaza eden konulardan biri kalp problemleri bulunan gebelikler olup anne ve çocuk ölümlerini azaltmak amacıyla geliştirilmiş modern tedavi yöntemleriyle hastaların devamlı kontrol altında tutulmaları gerekir. Günümüzde kalp hastalığı olan kadınların bir çoğu gebelik sırasında dikkatli takip ve gerekli önlemler alındığında sağlıklı çocuk sahibi olabilmektedir. Buna rağmen kadının ve bebeğin hayatını riske atacak ağır kalp hastalığı olan kadınların önce bu sorunlarının tedavi edilmesi gerekir. Kişinin günlük aktivitelerini kısıtlayacak ağır kalp hastalıklarında gebelik önerilmez. KALP HASTALIKLARININ FONKSİYONEL SINIFLANDIRILMASI Klas 1:Kalp hastalığı fiziksel aktiviteyi kısıtlamaz. Klas 2:Olağan günlük hareketlerde fiziksel aktiviteyi hafif kısıtlar,dispnea, angina, yorgunluk oluşur. Klas 3:Kalp hastalığı günlük bedeni aktiviteyi önemli oranda kısıtlar,hafif eforla bile şikayetler oluşur. Klas 4:dinlenmede dahi şikayetler kaybolmaz. Klas 1 ve klas 2 kalp hastalığı olanların gebe kalmasına müsaade edilebilir. Klas 3 kalp hastaları gerektiğinde erken dönemde hastaneye yatırılarak yakın takibe alınmalıdır. klas4 hastaların gebe kalmalarına müsaade edilmemelidir. Gebeliğin ilk üç ayında kalbin yükü artmaya başlar, doğum sırasında da dolaşım sisteminde ani değişiklikler olur. Kalbin iç tabakasını döşeyen tabakanın iltihaplanması özellikle kalp kapakçıklarında harabiyet veya önceden geçirilmiş ameliyat olan kadınlarda gebelik ve özellikle doğum sırasında sık görülür. Bu gebeler doğum öncesi ve sonrasında antibiyotikler ile tedavi edilerek önlem alınmalıdır. ANNEYLE İLGİLİ RİSKLER Gebelikte ortaya çıkan anemi kalbin yükünü arttırır.Gebelik öncesi demir hapı ve vitamin alınması anemiyi azaltır.Genişlemiş veya fonksiyonu bozuk kalp odacıkları veya anomalisi olan kadının gebeliğinde bu rahatsızlığı daha da ağırlaşacaktır.Bu da anne için gebelik öncesi hastalığının derecesine göre büyük risk oluşturabilir. Bu nedenle, daha önceden bir kalp rahatsızlığınız varsa, bu fazla yük kalp yetmezliğine neden olabilir. Özellikle kapakları içeren bir kalp sorununuz varsa, hamile kalmadan önce hamileliğin risklerini mutlaka doktorunuzla görüşün. Genel olarak, diğer açılardan sağlıklıysanız ve kalp yetmezliği belirtisi yoksa, muhtemelen başarılı bir hamilelik geçirecek ve sağlıklı bir bebeğe sahip olacaksınız. Aşırı kilo alma, aşırı su tutulması ve anemi, kalp rahatsızlığı olan bir kadın için özellikle tehlikeli olabilir ve bu sorunlardan kaçınmak için mümkün olan her şey yapılmalıdır. Bazı durumlarda hamileliğin bir bölümünde yatak istirahati önerilebilir. Kalpteki basit ritm bozuklukları, gebelik sırasında sık görülür ve pek önemli değildir.Kalp hastalığı olan gebeler daha sık izlenmeli, kullandığı ilaçlar tekrar ayarlanmalıdır. Bu hastalarda kansızlık kalp hastalıklarını ağırlaştıracağından gerekli ilaçlar kullanılarak önlenmelidir. Doğum sırasında da hastaların gelişmiş hastanelerde monitörize edilerek izlenmeleri gerekir. Bu gebelerde doğum sancıları mümkün olduğu kadar azaltılmalıdır, bu amaçla doğum sırasında epidural veya spinal anestezi uygulanır. Fiziksel testler, kan testleri, ekokardiografi kalp ve kapak fonksiyon bozukluklarını değerlendirmek için kullanılır.Kalp kapasitesini değerlendirmek için egzersiz testleri yapılır.Gebelik boyunca bir kardiolog ve de kadın doğum uzmanı tarafından sıkı olarak takip edilmelidir. YÜKSEK RİSKLİ HASTALAR Yüksek pulmoner arter kan basıncı olan kadınlar gebe kaldıklarında %50 mortalite riskleri vardır. Marfan sendromulu ve dilate aortu olan kadınlarda gebelik boyunca arter duvarları zayıfladığı için yırtılma riski artar. Yapay kalp kapağı olanlar için ayrı bir risk söz konusudur.Gebelik boyunca kanda pıhtı oluşma riski yüksektir.Bu pıhtı yapay kapaklar üzerinde oluşarak tıkanıklıklara veya inmeye neden olabilir.Kumadin kullanılması bebek gelişimini etkileyebileceği için cilt altına veya ıntravenöz heparin kullanımımına gebelik saptanır saptanmaz başlanabilir. Azalmış kalp pompa fonksiyonu olanlar. Belirtileri olan kapak darlıkları(mitral kapak darlığı, aort darlığı, pulmoner kapak darlığı) Siyanotik kalp hastalığı olanlar (kandaki oksijen seviyelerinin düşük olmasına bağlı olarak cilt renkleri mavimsi olan hastalar BEBEK İÇİN RİSKLER Annenin bazı kardiak problemlerinin olması özellikle siyanotik kalp hastalığı olması gebelikte düşük riski oldukça arttırır.Konjenital kalp hastalığı olan gebelerin bebeklerinde %5 konjenital kalp hastalığı olabilir, ancak bu hastalığın ne olduğuna göre de değişir.Eğer ki ailede konjenital kalp hastalığı hikayesi varsa, babada olması veya bebekte down sendromu gibi krozomal bir anormallik bulunması durumunda risk %15 veya daha da üstü olabilir.Gebeliğin 20 inci haftasında yapılan fetal kardiak ultrason ile bebeğin kalbinin normal olup olmadığına ve gebeliğin sonlandırılıp sonlandırılmayacağına karar verilir.Gebelikte alınacak bazı ilaçlar bebeğin gelişimini etkileyeceği için gebe kalmadan önce doktora başvurulmalıdır. DOĞUM Yüksek riskli hastalarda doğum dikkatle planlanmalıdır. Hastaneye yatırılmalı, böylece doğum indüksiyonu yapılabilir.Herhangi bir zorunluluk bulunmadığı taktirde normal vajinal doğum çoğu vakada tercih edilir.Ağrı kontrolünün iyi yapılması ve doğumun kısa sürmesi önemlidir.Anne ve bebeğin monitorizasyonu sıklıkla yapılmalıdır.Enfeksiyonu engellemek için doğum başlamadan önce antibiyotik tedavisine başlanır. Kalpteki basit ritm bozuklukları, gebelik sırasında sık görülür ve pek önemli değildir.Kalp hastalığı olan gebeler daha sık izlenmeli, kullandığı ilaçlar tekrar ayarlanmalıdır. Bu hastalarda kansızlık kalp hastalıklarını ağırlaştıracağından gerekli ilaçlar kullanılarak önlenmelidir. Doğum sırasında da hastaların gelişmiş hastanelerde monitörize edilerek izlenmeleri gerekir. Bu gebelerde doğum sancıları mümkün olduğu kadar azaltılmalıdır, bu amaçla doğum sırasında epidural veya spinal anestezi uygulanır. Doğum sırasında anneye yardımcı olmak için forseps kullanılabilir, bu vakaların bir kısmında sezaryen ile tercih edilir. Kalp hastalığı olan annelerin doğumdan sonra emzirmesinde bir sakınca yoktur. Bazen emziren annelerin kullandığı ilaçların bebekte etkilerinin izlenmesi gerekebilir. KANSIZLIK Gebelik sırasında kan hacmi arttığından, kırmızı kan hücrelerinin üretimi için gereken demir gereksinimi de artar. Gebelerin %20'sinde, demir gereksinimini karşılayamadıkları için demir eksikliği olur. Demir eksikliğine bağlı gelişen kansızlık, demir desteği ve dengeli beslenmeyle çok kolay düzeltilebilir. Kansızlık için kan testi ilk kontrol muayenesinde yapılır, ilk kontrolde çok az gebede demir eksikliği saptanır. Gebelik öncesi dönemde, her ay âdet kanamasıyla bir miktar demir kaybedilir. Gebelikte birlikte âdetin de kesilmesiyle, eğer beslenmeyle yeterli miktarda demir alınırsa, vücuttaki demir depoları yeterli hale gelir. Bu yüzden genellikle yirminci haftanın sonuna kadar demir eksikliğine bağlı kansızlık gelişmez. Demir eksikliği orta derecede olduğunda, hiçbir belirti vermeyebilir; fakat demirin daha fazla azalmasıyla oksijen taşıyan kırmızı kan hücreleri azalır ve anne adayında aşırı yorgunluk, güçsüzlük, çarpıntı, solukluk , nefes alma zorluk ve hatta bayılma gibi belirtiler ortaya çıkar. Annede demir eksikliği olsa bile önce bebeğin demir ihtiyacı karşılanacağından, yeni doğan bebeklerde nadiren demir eksikliğine bağlı kansızlık görülür. Bununla birlikte, henüz açıklanmayan bir nedenle demir desteği almamış ve kansızlığı olan gebelerin bebeklerinde erken doğum ve düşük ağırlıklı bebek doğurma riski artmıştır. Bütün gebe kadınlarda demir eksikliğine baplı kansızlık riski artmakla birlikte, özellikle aşağıdaki gruplarda bu risk daha fazladır: sık aralıklarla birden fazla çocuk doğurmuş olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, sabah bulantılarıyla çok fazla kusan veya çok az yiyen kadınlar, gebelik öncesi beslenme bozukluğu olan kadınlar veya sosyoekonomik düzeylerindeki düşüklük ya da başka nedenlerle yeterli besin alamayan kadınlar . Demir eksiliği kansızlığını önlemek için genellikle demir bakımında zengin bir beslenme önerilir. Fakat yalnızca demir bakımından zengin bir beslenme ile yeterli demir gereksiniminin sağlanması olanaksız olduğundan, reçeteyle günde 30 mg. Demir verilir. Eğer kansızlığın nedeninin demir eksikliğine bağlı olmadığı saptanırsa, kansızlığa sebep olabilen folik asit eksikliği, orak hücreli kansızlık veya Akdeniz Kansızlığı gibi diğer nedenler araştırılmalıdır. KİLO SORUNLARI Çoğu kadın ilk haftalarda haftada yarım kg. kadar ağırlık artışından kaygı duyarken kimisi ise de sabah bulantı ve kusmaları nedeniyle kilo kaybeder. Neyse ki doğa böyle ilk üç ayda rahat yemek yiyemeyen anneleri korur. Bu dönemde bebeğin gereksinimi çok fazla değildir, bu dönemde kilo almayışınız bebeğe zarar vermez. Ancak bu dönemden sonra kilo almayışınız, bebeğin besinlere gereksinimi artacağından önemli ölçüde etkilidir. Bu dönemde endişe etmeyin ama yemek yiyin. Ancak kilonuzun belli oranlarda artması gerektiğini de unutmayarak (8 ay boyunca haftada 450-500g) düzenli tartılmaya başlayın. Kilo alma güçlüğü sürüyorsa yüksek kalori yiyecekler yiyin. Her gün biraz daha çok yemeye başlayın ve yediklerinize biraz kahvaltılık ekleyin. Ama kilo almak için diyetinize abur cubur eklemeyin. Bunun bebeğinize bir yararı olmaz ama sizin ölçülerinizi genişletir. Gebelik sırasında kilo vermek ya da kilo almayı sürdürmek için perhiz yapmak uygun değildir ve özellikle bebeğin gelişmesinde ileri derecede önemli olan ikinci ve üçüncü aylarda tehlikelidir. Aldığınız fazla kiloları vermek için bir şey yapamazsınız da, bundan sonra daha aşırı bir kilo almayı önlemek için yağılabileceğiniz çok şey var. Bazı kadınlar bulantı kusmalarını önlemek amacıyla tatlı yiyecekler yedikleri için kilo alırlar. Sorununuz buysa, diyetinizi yavaş yavaş çeşitleyerek iştahınızı normale döndürebilirsiniz. Bazı kadınlar ilk üç ayda gebe kadınların çok yemesi gerektiğini düşündüklerinden kilo alırlar. Neden böyle yapmamak gerektiğini, bebeğinizin sağlığı için 30 kilo almadan nasıl yiyebileceğinizi öğrenmek amacıyla Dengeli Beslenme Diyeti bölümünde bebeğinizi beklerken ne yemelisiniz'i gözden geçirin. Doğum sonrasında kolaylıkla eski kilonuza dönebilmeniz için, olabildiğince yüksek kaliteli yiyecekler yiyerek etkili bir biçimde kilo almalısınız. GEBELİK ve KRONİK HİPERTANSİYON Normalde annenin kan basıncı gebeliğin 1. Ve 2. Trimesterinde düşer ve 3. Trimesterin sonlarına doğru normale döner. Ancak %6-8 gebede kan basıncı 2. ve 3. Trimesterde anormal yükseklikler gösterebilir. Gebelikten önce yüksek tansiyon olması veya en az 24 saat aralıkla yapılan ölçümlerde kan basıncının 140/90 mmHg üstünde olması veya gebeliğin 20. Haftasından önce tansiyon yüksekliğinin saptanması durumunda kronik hipertansiyondan bahsedebiliriz. Eğer tansiyon 160/110 altında ise hafif; yüksekse ağır hipertansiyon denir.Başka bir komplikasyon olmadığı sürece hafif hipertansiyon tek başına ciddi bir tehlike oluşturmaz.Ancak kronik hipertansiyon olan gebelerde en büyük risk preeklamsidir.Ve gebeliğin oluşum zamanındaki tannsiyon yüksekliğine bağlı olarak %50 bir risk taşır. Eğer gebelik öncesi veya başında kan basıncında 160/100 üzeri değerler varsa annede nöbet geçirme, beyin kanaması, bebekte ciddi gelişme geriliği ve erken doğum riski yüksektir.Bu nedenle yüksek tansiyon olan bayanların gebe kalmaması veya tansiyonu kontrol edilemeyen gebeliklerin erken gebelik döneminde sonlandırılması tavsiye edilmektedir. Gebe kalmadan yaklaşık 6-12 ay önceden tansiyon regulasyonun sağlanması gerekir.Gebelik kronik yüksek tansiyona neden olmaz ancak ilk bulgular gebelikte tespit edilebilir. En büyük risk preeklamsi gelişmesidir. Eğer daha önceki ölçümlere göre büyük tansiyon 30mmHg; küçük tansiyon 15 mmHg artarsa; ellerde, bacaklarda şişlik, idrarda protein atılması saptanırsa preeklamsiden şüphelenilir. NE YAPILMALI: Yapılacak tetkikler normal gebelik geçiren anneninkinden fazla olacaktır.Bebeğin gelişimini izlemek için ultrason ,kan tetkikleri, nonstres test(20-30 dakika süreyle bebeğin hareketlerine bağlı kalp atımları izlenir) yapılması gerekir. Günlük tansiyon takibi yapılmalıdır. Yürüyüş gibi hafif egzersizler yapılabilir.Her gün belirli aralıklarla sol yanına 45 dakika uzanarak isthirahat etmesi gelişme geriliği riski olan bebeklerde doğum ağırlığını arttırdığı gösterilmiştir. Ayrıca her gün bir tane bebek aspirini alınmasının preeklamsi riskini azalttığı düşünülmektedir. TEDAVİ: Hafif tansiyonu olan gebeliklerde genellikle diet ve hafif egzersiz yeterli olmaktadır.Önceden tansiyon ilacı kullanan hastalarda bazı ilaçların gebelik ve emzirme dönemi boyunca tehlikeli -olması nedeniyle ilaç ve doz değişimi yapılabilir. GEBELİK VE MYOMLAR Myomlar uterus kasından kaynaklanan, kanserleşme olasılığı oldukça düşük olan ve bu nedenle "iyi huylu" olarak kabul edilen kitlelerdir. Kadınlarda oldukça sık olarak görülürler ve bu nedenle de gebelik döneminde de sık rastlanırlar. 100 anne adayından dördünde ultrasonda en az bir adet myom saptanabilir. Myomlar özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında daha sık gözlenir. Genellikle bir adet olmalarına karşın daha fazla sayıda da olabilirler. Anne adayının yaşı ilerledikçe gebelikte myom görülme olasılığı da artar. Myomlar uterusta rahim iç tabakasıyla yakın komşulukta olabilirler (submüköz tip), tümüyle uterus kası içinde yerleşmiş olabilir (intramural tip), ya da tümüyle uterusun dış yüzeyinde yerleşmiş olabilirler (subseröz tip). Myomlar ender durumlarda gebe kalamama nedeni olabilecekleri gibi, daha çok gebelik esnasında ortaya çıkması muhtemel sorunlar açısından önemlidirler ve myomu olduğu bilinen bir anne adayının daha yakın takibi gerekir. Tanı gebe olunmayan dönemde yapılan bir ultrasonda konulabileceği gibi sıklıkla birinci trimesterde yapılan rutin ultrasonda konur. Özellikle arka duvar yerleşimli myomların gebeliğin daha ileri dönemlerinde tanınması zordur. Myomların gebelikte ortaya çıkardığı riskler nelerdir? Gebelikte myomların ortaya çıkardığı riskler ön planda uterus içinde bulunduğu bölgeye, ikinci planda myomun büyüklük ve sayısına bağlıdır. Özellikle submüköz veya intramural yerleşimli olanlar tekrarlayan düşüklere, erken doğum tehdidine, fetusun normal yerleşimi olan başaşağı dışında anormal bir pozisyonda yerleşmesine, plasentanın erken ayrılmasına (ablasyo), uterusun kasılmasını engelleyerek doğum sonrası kanamaya neden olabilirler. Yukarıda sayılan durumların çoğu sezaryen ile doğum gerektirdiğinden myomu olan anne adaylarında sezaryenle doğum olasılığı artar. Myomlar östrojen hormonuna bağlı olarak gelişme gösterdiklerinden gebelikte artan östrojen salgısının etkisiyle büyümeye eğilimlidirler. Özellikle ilk tanı konulduğunda 6 cm. ve daha büyük olan myomlar gebelikte daha çok büyüme eğilimi gösterirler. Bazen hızlı büyüme neticesinde myom yeterince beslenemediğinden dolaşımı aksar ve myomda dejenerasyon ("bozulma") denen durum ortaya çıkar. Bu durum kendini karında ve özellikle de myomun bulunduğu bölgede ağrı şeklinde belli eder. Bu ağrı bazı durumlarda apandisit, plasentanın erken ayrılması ve erken doğum tehdidi gibi durumlarla karışabilir. Myomda dejenerasyon en sık 20-22. haftalar arasında görülür ve doğum eyleminin başlamasına neden olabilir. Gebelik öncesinde myom tanısı konması durumunda ne yapılır? Gebelik döneminde en sık sorun yaratan myomlar submüköz nitelikli olanlar olduğundan bu tür myomlar saptandıklarında genellikle gebe kalınmadan cerrahi yolla çıkarılması tercih edilir. Bunun için histeroskopi (vajinadan ulaşım) ya da açık cerrahi (karın yolundan ulaşım) uygulanabilir. İntramural ya da subseröz olanlar arasından ise özellikle kanama ve diğer ciddi belirtilere neden olanlar ve büyük çaplı olanlar çıkarılmalıdır. Myom çıkarılması için uygulanan operasyonlar ameliyat sonrası yapışıklık ve buna bağlı olarak da tüplerde tıkanıklığa yol açabileceklerinden gebelik öncesi dönemde myom operasyonu yapma kararı verilirken çok dikkatli olunur. Daha önceki bir gebelikte myoma bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bir durumun varlığında (önceki gebelikte başka nedene bağlanamayan erken doğum, plasentanın erken ayrılması gibi), yeni bir gebelik öncesinde myomun çıkarılması uygundur. Gebelikte myom tanısı konduğunda ne yapılır? Gebelik döneminde myom tanısı konmuş anne adayları tüm gebelik boyunca daha yakından takip edilir. Myomu olan anne adayının her karın ağrısı şikayetini mutlaka doktoruna bildirmesi gerekir. Myoma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumların bebek ve anne adayına en az zarar verecek şekilde tedavi edilebilmesi açısından anne adayının bu konuda duyarlı olması önemlidir. Gebelikte myoma bağlı olarak oluşan en sık istenmeyen durum dejenerasyon ("bozulma") ve buna bağlı olarak oluşan ağrıdır. Bu, yaklaşık %10 oranında gözlenir. Diğer ağrı nedenleri (apandisit, plasentanın erken ayrılması (ablasyo), erken doğum tehdidi gibi) de araştırıldıktan sonra, dejenerasyona bağlı olduğu düşünülen ağrı, ağrı kesici ile tedavi edilir. Bölgesel ısı ya da buz tatbiki de yardımcı olur. Devam eden bir gebelikte myom çıkarma operasyonları çok ender olarak uygulanırlar. Doğum kanalını tıkayan ya da uterusun kasılmasını engelleyerek eylemi yavaşlatan myomların varlığında sezaryen gerekir, sezaryen esnasında myomun alt segmenti kapattığı gözlendiğinde bebek rutin olarak uygulanan yatay kesiyle değil klasik uterus insizyonuyla (dikey kesiyle) çıkarılır. Daha önceden myom operasyonu geçirmiş tüm anne adaylarında özellikle çok şiddetli ağrı ve diğer bulguların varlığında düşük bir olasılık olsa da uterus rüptürü (uterusun yırtılması) de ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Sezaryen operasyonu esnasında myom çıkarılması aşırı kanamaya neden olabileceğinden tercih edilmez. Daha önce myomektomi operasyonu (myom çıkarılması) geçirmiş anne adaylarında doğum şekli nasıl olmalıdır? Operasyon esnasında uterusun iç tabakası hasar görmüşse normal doğumda oluşan uterus kasılmalarında uterusun yırtılma riski söz konusu olabileceğinden sezaryen ile doğum tercih edilir. Diğer durumlarda anne adayı normal doğum yapabilir, ancak uterusta yırtılma düşündüren en ufak bir bulguda bile sezaryene dönülebileceğini bilmelidir. MİDE YANMASI VE SİNDİRİM GÜÇLÜĞÜ Her ne kadar sindirim güçlüğünüzün nedeni gebeliğiniz öncesi sindirim güçlüğü nedeni ile aynı olsa da gebelikte eklenen bazı etmenler rahatsızlığı etkileyebilir. Gebeliğin erken dönemlerinde vücudunuz fazla miktarda östrojen ve progesteron salgılar. Bu hormonlar mide bağırsak sistemini de içine alan birçok yerdeki düz kasları gevşetmektedir. Sonuç olarak yiyecekler şişkinliğe ve sindirim güçlüğüne yol açacak biçiminde yavaş hareket ederler. Sizin için rahatsız edici olabilir. Ancak bu yavaş emilim bebeğiniz için besinlerin daha yavaş ve iyi emilmesini, kana geçmesini, plasentaya ve oradan da doğrudan bebeğin sistemine geçmesini sağlar. Siz mide-bağırsak sisteminizle ilgili ağrı çekerken bebeğiniz bunları hissetmeyecektir. En azından bu rahatsızlık doğru şeyleri yemenizi engellemeye başlayana dek. Mide ile yemek borusu arasındaki kas halkası mide özsuyunun, yiyeceklerin geri yemek borusuna geçmesini önler. Bu kas halkasının gevşemesi nedeniyle mide özsuyu yemek borusuna geçer. Mide asitleri duyarlı yemek borusuna geçer. Mide asitleri duyarlı yemek borusu dokusunu tahriş eder ve kalbin bulunduğu hizada yanma hissedilir. Bu nedenle bu yanmaya "yürek yanması" da denir ama kalple hiçbir ilgisi yoktur. Son altı ayda sorun rahim büyüyüp mideye baskı yapması ile artabilir. Hamsızlığın olmadığı bir 9 ay geçirmek olanaksız gibi bir şeydir. Bu gebeliğin hoş olmayan yanlarından biridir. Önlemenin ya da azaltmanın bazı yöntemleri vardır. Çok kilo almaktan kaçının. Fazla kilo mideye olan basıncı arttırır. Bel ve karın bölgenizi sıkan giysiler giymeyin. Üç büyük öğün yerine birden fazla küçük öğün yemeye çalışın. Yavaş, küçük lokmalar halinde ve çok çiğneyerek yiyin. Midenizi rahatsız edecek yiyeceklerden uzak durun. Bunlar arasında acı, bol baharatlı, kızartılmış, yağlı yiyecekler, işlemlerden geçmiş etler (salam, sosis, sucuk vb), çikolata, kahve, alkol, karbonatlı içecekler sayılabilir. Sigara içmeyin Belinizi bükerek eğilmek yerinize dizinizi bükün. Başınız 15 cm. yükseltilmiş biçimde uyuyun. Eğer bütün bunlar başarısız olursa hekiminize başvurun. Size düşük sodyum içeren antiasidler önerilebilir. Fazla miktarda sodyum ya da sodyum bikarbonat içeren ilaçlardan uzak durun. PLASENTA PREVIA Plasenta bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen transferini sağlayan gebeliğin devamı açısından hayati bir organdır. Plasentanın bebeğin doğum yolu üzerine yerleşmesine plasenta previa denir. Gebeliğin henüz başında gebelik ürününü oluşturan hücre topluluğundan plasentayı oluşturmak üzere bir yapı ayrışır ve bu yapı anne rahminin iç yüzeyine yerleşir. Bu yerleşim rast geledir. Gebeliğin ilk 3 ayında plasenta rahim çıkışına (serviks uteri) doğru yerleşmiş olsa da gebelik ve dolayısı ile rahim büyüdükçe plasenta serviksi kapatmayacak şekilde yukarı çekilir. Ancak bazı gebeliklerde plasenta serviksi kapatmaya devam eder ve bu durumda plasenta previa tanısı konur. Meydana geldiğinde özellikle ciddi kanamalarla gebeliği komplike hale getirir ve çoğunlukla gebelik erken sonlandırılmak zorunda kalınır. Risk faktörleri nelerdir? Annenin 35 yaş üzerinde olması Daha önce çok sayıda düşük veya küretaj geçirmiş olmak Çoğul gebelik olması Daha önce rahim ameliyatı geçirmiş olmak Daha önceden plasenta previalı gebelik geçirmek Plasenta previa da yakınmalar nelerdir? İlk bulgusu lekelenme tarzında açık kırmızı vaginal kanamadır. Bu kanama şiddetli de olabilir. Kanama sırasında rahimde kasılma olmaması ve hastanın ağrı hissetmemesi plasenta previa için karakteristik bulgulardır. Ancak bazen beraberinde doğum sancısı şeklinde ağrılar görülür. Tanı nasıl konur? Ultrason, plasenta da dahil olmak üzere rahim içi yapıların incelenmesinde önemlidir. Ultrason ile bebeğin plasentasının yerleşim yeri saptanır. Plasenta rahim ağzına yerleşmişse tanı plasenta previadır. Plasenta rahim ağzını (serviks) tamamiyle kapatmışsa Total, kısmi olarak kapatmışsa Parsiyel Plasenta previa olarak adlandırılır. Ultrason ile previa tanısı konan gebeye vaginal yolla steril spekulum muayenesi yapılarak vaginal kanamanın başka bir patolojiden olup olmadığı kontrol edilir. Tedavi Tedavi tamamı ile gebenin vaginal kanama epizodlarının sıklığına ve kanama miktarına bağlıdır. Burada bebeğin doğumuna ne kadar süre kaldığı da önemlidir. Mümkün olduğunca doğum geciktirilerek bebeğin olgunlaşmasına fırsat tanınmaya çalışılsa da çok şiddetli bir vaginal kanama da gebenin hayatı tehlikeye gireceği için gebelik sonlandırılır. Plasenta previa kanaması bebek olgunlaşmadan önce meydana gelmişse ve kanama miktarı azsa bebeğin olgunlaşmasına izin verilir. Vaginal kanaması olan hasta hastaneye yatırılarak izleme alınır. Plasenta previadaki kanama annenin hayatını tehlikeye sokabildiği gibi daha az miktardaki kanamalar annede kansızlığa neden olacaktır. Bu nedenle tanı konar konmaz tam kan sayımı yapılır. Varsa annedeki aneminin düzeyi saptanır. Anemiyi tedavi etmek için kan yapıcı demir ilaçlarına başlanır. Eğer kansızlık ilaç tedavisi ile düzeltilemeyecek boyutta ise kan transfüzyonu zorunludur. Kan transfüzyonu ile annenin hemoglobini en az 10 gr/dl seviyesine yükseltilir. Annenin fiziksel aktivitesi de plasentadan kanamayı başlatabilmektedir. Bu nedenle hastanın fiziksel aktivitesi kısıtlanarak yatak istirahatine alınır. Rahim kasılmaları erken doğum eylemini ve dolayısı ile kanamayı başlatacağından önlem olarak doğum eylemini baskılayıcı (tokolitik) tedaviye başlanır. Bu şekilde hastanede durumu stabil hale gelinceye kadar izlenen hasta bebek olgunlaşması henüz tamamlanmamışsa evinde yatak istirahatine devam etmek şartıyla taburcu edilebilir. Bu arada doktorun uygun göreceği sıklıkta takiplere devam edilir. Cinsel ilişki de kanamayı başlatabileceğinden plasenta previalı hastalarda yasaklanır. Takipler sırasında bebek olgunlaşması tamamlandığında veya vaginal kanama ciddi boyutlara ulaştığında doğuma karar verilir Plasenta previa da doğum genellikle sezaryen ile olur. Ancak plasenta tam değil de kısmi olarak rahim ağzına yerleşmişse vaginal doğumda denenebilir. PLASENTANIN ZAMANSIZ AYRILMASI Rahim içindeki bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen transferini sağlayan plasentanın, bebeğin doğumundan önce rahim duvarından ayrılmasıdır. Ablatio plasenta, dekolman plasenta, plasental ablasyon da denir. Yaklaşık 90-200 doğumda bir görülür ve oluştuğunda anne ve bebek açısından hayati riskler taşır. Oluş mekanizması nasıldır? Normal doğum eyleminde bebek doğuncaya kadar plasenta yerinden ayrılmaz. Ablasyo plasentada bir şekilde plasenta ile rahim duvarı arasında kanama olur. Kanama devam ederken plasenta ile rahim duvarını birbirinden ayırır. Annede kanamaya bağlı olarak dolaşımsal sorunlar oluşur. Bebek, anne tarafından plasenta aracılığı ile karşılanan beslenme ve oksijenlenmesi bozulduğu için dakikalar içersinde kötüleşir. Kimlerde olur? Hiçbir risk faktörü bulunmayan gebelikler de dahil kimde ne zaman oluşacağı belli olmayan bir durumdur. Ama bazı durmlarda ablasyo riski artmıştır. Gestasyonel(gebeliğe bağlı) hipertansiyon Daha önceki gebelikte ablasyo olması Kronik hipertansiyon İleri anne yaşı Fazla doğum yapmış olmak Diyabet(şeker hastalığı) Sigara içimi Karın bölgesine şiddetli travma Hızlı bir şekilde amniyotik sıvının boşalması(gebelik kesesinin kendiliğinden veya doktor tarafından açılması esnasında) Hastalık yakınmaları ve bulgular nelerdir? Ablasyo plasentanın bulguları ayrılan plasenta dokusunun miktarına bağlıdır. Sözgelimi plasentadaki ayrılma miktarı %30'u aşmamışsa herhangi bir bulgu olmayabilir. Genellikle; Vaginal kanama Rahimde sertleşme ve hassasiyet Şiddetli karın ağrısı Bebek kalp seslerinde yavaşlama (bradikardi), Annede hipotansiyon ve şok bulguları ablasyo plasentada gözlenen hasta yakınmalarıdır. Tanı nasıl konur? Ablasyo plasenta tanısı genel olarak hasta bulgularına dayalıdır. Şiddetli karın ağrısı ile birlikte koyu vişne çürüğü vaginal kanama olan hasta tipiktir. Ancak yine de her hastada aynı bulgular olmayabilir. Yapılan ultrasonda plasenta arkasındaki kan göllenmesi (hematom) izlenmesi ile tanı kesinleşir. Ablasyo plasenta tanısı konmuş hastanın tam kan sayımı ile kan kaybının derecesi saptanır. Ablasyolu hastanın pıhtılaşma mekanizmalarında olabilecek değişiklikler de pıhtılaşma testleri ile kontrol edilir. Genel olarak pıhtılaşma zamanı uzamıştır. Bebek kontrol edildiğinde orta derecede veya daha şiddetli distres söz konusudur. Takip ve tedavi Ablasyo plasenta acil müdahale gerektiren bir gebelik hastalığıdır.. Bebek ve anne hayatı tehlike altındadır. Ablasyo tanısı konan hasta hastanede takip edilir. Annenin damar yolu açılarak damardan sıvı takviyesine başlanırken hastadan hızlı bir şekilde gerekli olan laboratuar testleri istenerek (tam kan sayımı, tam idrar tahlili, kanama ve pıhtılaşma zamanı, fibrinojen ve fibrin yıkım ürünleri) hastalığın şiddeti ve annenin durumu değerlendirilir. En az iki ünite kan istemi yapılır ve ihtiyaç halinde kullanılmak üzere hazırda bekletilir. Annede bir iç kanama olduğu için takip eden süreçte şok gelişebilir. Bu nedenle annenin yaşamsal verileri, sözgelimi tansiyon, nabız ve saatlik idrar çıkışı sıkı bir şekilde takibe alınır. Aynı şekilde bebeğin anne karnındaki durumu fetal monitör ile değerlendirilir. Bebek kalp atımlarından bebeğin durumu izlenir. Gebeliğin sonlandırılması anne ve bebeğin sağlık durumlarına göre planlanır. Genellikle gebelik acil sezaryenle sonlandırılır. Nadiren, bebek ve annenin durumu iyiyse, ablasyo miktarı çok az ve kanama durmuşsa ve doğum ağrıları yoksa herhangi bir şey yapılmadan izlemde tutulur. Bebek ve anne iyi, doğum sancıları varsa normal doğum denenebilir. Ablasyo plasentada, erken tanı ve uygun müdahale ile hastalığın daha ciddi sonuçlara yol açmadan önlenmesi mümkün olacaktır. Durumu ciddi olan ablasyo plasenta vakalarında sezaryen operasyonu da riskli olabilir. Plasenta arkasına olan kanama sırasında vücuttaki tüm pıhtılaşma ürünleri tüketilebilmektedir. Bu durumda sezaryende de kanama problemleri sıklıkla görülebilmektedir. Bu nedenle gebelik sırasında olabilecek herhangi bir vaginal kanamada geç kalmadan doktora başvurulmalıdır. Böylelikle tanı erken konmakta ve vücutta hastalığın neden olduğu hasarlar oluşmadan gebelik sonlandırılabilmektedir. RAHİM AĞZI YETERSİZLİĞİ Büyüyen rahim ve bebeğin baskısıyla rahim ağzının erken açılması olan bu sorun 100 gebelikten 12'sinde ortaya çıkar. İkinci üçay düşüklerinin % 20-25 'inden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Rahim ağzı yetersizliği nedenleri, rahim ağzının genetik zayıflığı, annenin kendisinin ana karnındayken DES (dietil stilbestrol)'le karşılaşmış olması, daha önceki doğumlar sırasında rahim ağzının yırtılması, bölgeye cerrahi müdahale ya da lazer tedavisi yapılması, travmatik kürtaj ve düşüklerdir. Rahimde birden çok bebek olması da rahim ağzı yetersizliğine yol açabilir, ama aynı sorun bir sonraki gebelikte tek bebek de olsa yineleyebilir. Rahim yetersizliği tanısı genellikle, belirgin rahim ya da vajinal kanama olmaksızın, rahim ağzının ilerleyici olarak incelip silinmesi ve açılmasının ardından gerçekleşen düşükle konulur. İdeal olan hekimin tanıyı düşük gerçekleşmeden koyması ve gebeliği koruyacak önlemler almasıdır. Son zamanlarda rahim ağzı yetersizliğine ultrasonla tanı koyma girişimleri umut vericidir. Bir önceki gebeliğiniz ağzı yetersizliğe sona erdiyse, bunu hemen hekiminize söyleyin. Yinelenmesini önlemek için 2. üç ayın başında (12.-16. haftalarda) serklaj (rahim ağzına dikiş) uygulanır. Bu basit bir işlemdir, ultrasonla gebelik doğrulandıktan sonra uygulanır. Cerrahi girişimden sonra yatakta dinlenme uygulanır, ardından hastanın tuvalete gitmesine, 24 saat sonra da normal faaliyetine dönmesine izin verilir. Gebelik sürecinde cinsel ilişki yasaklanabilir. Sık sık hekim kontrolü gerekebilir. Nadiren tam ve sürekli yatakta dinlenme ya da "peser" denilen dikiş ve yerine rahmi destekleyen özel olarak tasarlanmış bir düzenek kullanılabilir. Önceden düşük olmasa da ultrason veya vajinal muayeneyle de rahim ağzı yetersizliği tanısı konulabilir. Dikişlerin ne zaman alınacağı ya da alınıp alınmayacağı, kısmen hekiminin seçimine, kısmen de dikişin türüne bağlıdır. Siz ikinci ya da üçüncü üçayın başlarında şu belirtilere karşı alarmda olun: alt karında basınç, alışılmadık sıklıkta idrar gitmek ya da vajinada kitle hissi. Bunlardan herhangi birini hissederseniz hemen hekiminizi arayın ya da acil birimine başvurun . RH UYUŞMAZLIĞI Her insan kalıtsal olarak ya Rh pozitif (Baskın Rh etmeni) ya da negatiftir (Rh etmeni yoktur). Tüm gebelere erken dönemde kan grubu ve Rh etmeni tayini yapılır. Rh (+) ise (% 85'i öyledir) ya da hem eşi hem kendisi Rh (-) ise sorun yoktur. Ama kendisi Rh (-), eşi Rh (+) ise gebe kadın Rh uyuşmazlığı sorunlarına adaydır. Gebeliği dikkate, tıbbi gözetim altında izlenmelidir. Annenizin çocuk doğurduğu dönemde Rh uyuşmazlığı sorunu henüz çözülmemişti. Ama birçok tıbbi ilerleme sayesinde, bu nedenle çocuğunuzu yitirme kaygılarınız yersizdir. Hepsinden önce bu ilk gebeliğinizse, bebeğiniz için hemen hiç tehlike yoktur. Sorun, etmenini babasından kalıtımla almış bebeğin doğumu sırasında (düşük ya da kürtaj sırasında da olabilir) Rh (+) kanın, Rh (-) olan annenin dolaşım sistemine girmesiyle başlar. Annenin bağışıklık sistemi bu "yabancı" maddeye karşı antikor oluşturur. Bu antikorlar bir başka Rh (+) bebeğe gebe kalana dek zararsızdır. Böyle bir durumda antikorlar plasentayı geçerek bebeğin alyuvarlarına dek zararsızdır. Böyle durumda antikorlar plasentayı geçerek bebeğin alyuvarlarına (kırmızı kan hücrelerine) saldırırlar ve bebekte, annenin antikor düzeyi yüksekse ciddi kansızlığa yol açarlar. İlk gebelikte bu antikorlar çok nadir durumlarda oluşur, bunun için plasentadan bebeğin kanının geriye doğru annenin kan dolaşımına girmesi gerekir. Günümüzde Rh uyuşmazlığında bebeği korumanın yolu, Rh antikorları oluşumunu önlemektir. 28 haftada karında antikor olmayan Rh (-) anne adayına bir doz Rh immünglobülin verilir. Bebek Rh (+) ise, ikinci doz doğumdan 72 saat sonra verilir. (Bu doz aşı düşük, kürtaj, amniyosentez ya da gebelikte kanama olursa da yapılır.) Testler gebe kadında daha önceden Rh antikorları geliştiğini gösteriyorsa bebeğin kan grubunu belirtmek için amniyosentez yapılabilir. Bebek Rh (+) ise, yani anneyle uyuşmuyorsa annedeki antikor düzeyleri düzenli olarak ölçülür. Düzeyleri tehlikeli ölçüde yükselirse, bebeğin durumunu değerlendirmek için testler yapılır. Bebeğin durumu tehlikedeyse, Rh (-) kan nakli gerekebilir. Rh uyuşmazlığı ciddiyse ki nadirdir, bebek rahim içindeyken kan nakli yapılır. Çoğunlukla doğumdan hemen sonraya dek beklenebilir. Hafif olgularda antikor düzeyleri düşüktür ve kan nakli gerekmez. Ama hekimin doğumdan sonra gerekli olma olasılığına karşı hazırlıklı olması gerekir. Rh immünglobülin kullanımı Rh uyuşmazlığı olan gebeliklerde kan nakli gerekliliğiniSABAH BULANTI VE KUSMALARI Sabah bulantıları (aslında bu terim yanlıştır, çünkü yalnızca sabahları değil öğle,akşam ya da tüm gün bulantı olabilir) nadiren, gelişmekte olan bebeğe zarar verecek düzeyde bir beslenme yetersizliğine yol açar. Gebe kadınların bazıları ikinci üçaya kadar bu sorunu yaşamaz; ya da küçük bir bölümü, özellikle de ikiz bebek bekleyen gebeler neredeyse dokuz ay buyunca yaşarken, gebelerin büyük çoğunluğu için sabah bulantılarının en iyi yani ise, tıpkı diğer gebelik belirtilerinde olduğu gibi hormonlarınızın görevlerini yaptığının bir göstergesi olmasıdır. Sabah bulantılarına neden olan şey nedir ? bunun yanıtı kesin olarak bilinmemektedir ancak bu konuda çok sayıda arsayım bulunmaktadır. Bulantı ve kusma merkezlerinin beyinde olduğu bilinmektedir. Beyindeki bu merkezin gebelik döneminde aşırı uyarıldığına ilişki çok sayıda bedensel neden ortaya atılmıştır. Gebeliğin ilk üç ayı içerisinde kanda gebelik hormonu olan hCG'nin yüksek düzeyde bulunması, rahim kaslarının hızlı biçimde gerilmesi, sindirim sistemindeki kas dokusunun gevşemesi, midede aşırı asit salınımı ve kokulara karşı duyarlılık artışı ileri sürülen tahmini nedenlerin bir bölümüdür. Gebelerin tümünde sabah bulantıları görülmez, görülenlerde ise aynı şiddette olmaz. Kimi bu sorunu gelip geçici, hafif bir bulantı şeklinde yaşarken, kimleri bir gün içerisinde defalarca kusabilirler. Olasılıkla kişile rarası bu farklılığa neden olan birçok etken vardır : Hormon düzeyleri. Hormonların kanda çok yükselmesi (örneğin çoğul gebeliklerde) sabah bulantısı ve kusmalarını arttırabilirken, düşük düzeyde seyretmesi azaltılabilir. Beyindeki bulantı ve kusma merkezinin hormonlara ve gebelikteki diğer tetikleyici etmenlere verdiği yanıt. Bu yanıt kadının sabah bulantı ve kusmalarını yaşayıp yaşamayacağını ya da ne ölçüde yaşayacağını belirleyecektir. Beyindeki bulantı ve kusma merkezi çok duyarlı ola bir kadın (örneğin deniz tutan kadınlar) gebelik döneminde olasılıkla sabah bulantı ve kusmalarını daha şiddetli yaşayacaklardır. Stres düzeyleri. Her türlü stresin mide yakınmalarına neden olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle stresin gebelerde sindirim sistemi ile ilgili belirtileri ortaya çıkarması ya da şiddetini attırması şaşırtıcı olmamalıdır. Yorgunluk. Bedensel ya da zihinsel yorgunluk da bu sorunu yaşama riskini artırmaktadır ( Ayrıca şiddetli sabah bulantı ve kusmaları da yorgunluğu artırabilir). İlk gebeliğini yaşayan kadınlarda sabah bulantı ve kusmalarının daha sık olarak görülmesi ve daha şiddetli biçimde seyretmesi bu sorunun hem bedensel hem de psikolojik boyutları olduğu savını destekler niteliktedir. Bedensel olarak; ilk gebeliğini yaşayan kadınların bedeni, hormonların ve gebelik sürecinin yarattığı başka değişikliklere karşın, daha önce gebelik deneyimi yaşamış bir kadının bedenine oranla daha duyarlı olacaktır. Psikolojik olarak ise; ilk gebeliğini yaşayan kadınlarda midelerine vurabilecek sıkıntı ve korkular daha fazladır, öte yandan dikkate alınması gereken başka bir etken de çocuğu olan gebelerin mideleriyle ya da bulantılarıyla uğraşmayacak kadar meşgul oldukları gerçeğidir. Nedeni ne olursa olsun, sabah bulantıları bunu yaşayan gebeler için çok rahatsızlık verici bir durumdur ve bu dönem boyunca eşinin, ailesinin ya da doktorunun yakın desteğine gereksinimi vardır. Ne yazık ki sabah bulantılarının tedavisi konusunda uzmanlar, bu sorunun nedenine yönelik ortaya koyabildiklerinden daha azını ortaya koyabilmektedirler. Buna karşın uzmanlar, belirtilerin şiddetini azaltmak ve etkilerini en aza indirmek için bazı yollar önermektedirler. Aşağıdaki önerileri okuyarak sizin için uygun olanları seçin : Protein ve karbonhidrat açısından zengin bir beslenme diyeti uygulayın. Böylece çevre koşulları içinde olabildiğince iyi beslenmiş de olacaksınız. Özellikle kusma yoluyla sıvı kaybediyorsanız, bol miktarda sıvı almalısınız. Mideniz rahatsız olduğu dönemlerde katı besinlere oranla sıvı besinleri daha rahat alabiliyorsanız beslenmenizi bu yolla sağlayın. El altında milk-shake'ler, meyve ya da sebze suları, çorbalar ya da et suları gibi sıvı besinleri bulundurmaya çalışın. Eğer sürekli sıvı besinle beslenmenin midenizi bulandıracağını düşünüyorsanız o zaman bol sulu katı besinleri tercih edebilirsiniz (turunçgiller, kavun, lahana gibi). Bazı kadınlar, aynı öğünde hem sıvı hem katı gıda ile beslenmenin sindirim sistemlerini yorduğunu belirtmektedirler. Eğer siz de benzer bir sorunla karşı karşıya olduğunuzu düşünüyorsanız, sıvı besinleri öğün araları almaya çalışın. Bulantı ve kusmalar nedeniyle alamadığınız vitaminlerin eksikliğini gidermek için vitamin desteği almalısınız. Ancak vitaminleri gün içinde tek bir kerede ve kusmalar nedeniyle tekrar çıkarma olasılığınızın en düşük olduğu zamanda örneğin geceleri yatmadan önce içmeniz daha uygun olur. Bazı kadınlarda bulantı yakınmalarını azalttığı bilindiğinden hekiminiz size günde 50 mg. kadar B6 vitamini önerilebilir. Hekiminiz önermediği sürece sabah bulantı ve kusmalarınız için asla herhangi bir ilaç almayın. Sabah bulantı ve kusmalarınız için ilaç kullanımı, ancak bu durumun ciddi boyutlara vardığı, sizin ve bebeğinizin beslenmesinin ciddi biçimde etkilenmeye aşladığı durumlarda söz konusu olabilir. Midenizi bulandıracak görüntü, koku ve atlardan uzak durmalısınız. Kendinizi fazla zorlamayın, örneğin eşinize soğan ya da sos hazırlamak uğruna midenizi altüst etmeyin. Ya da hastalarınıza yol açacak, midenizi bozacak yiyecekleri yemek için kendinizi zorlamayın. Günlük menünüzde ağırlık vereceğiniz yiyeceklerin seçiminde bırakın gözleriniz, burnunuz ve diliniz size yol göstersin. Canınız tatlı yemek istiyorsa yalnızca tatlı yiyecekleri tercih edin. Akşam yemeğinde protein ya da A vitamini gereksiniminizi tavuk eti ya da karalahana yerine şeftali ya da meyveli keklerden sağlayabilirsiniz. Ya da tuzlu yiyecekleri tercih ediyorsanız sabah kahvaltısında portakal suyu ya da reçel yerine domates ve peynirli bir sandviç yiyebilirsiniz. Sabah bulantılarını artırdığı bilinen sigara dumanından kaçının. Acıkmayı beklemeden, sık sık yemek yiyin. Çünkü mideniz boş kaldığında, mide içinde üretilen asit mide iç çeperini uyararak bulantıya yol açabilir. Öğünler arası sürenin uzaması durumunda kan şekerinde düşmeler olabilir; bu nedenle bir gün içerisinde üç ana öğün yerine daha hafif altı öğünü tercih etmek akıllıca olacaktır. Yanımızda kraker, kuruyemiş gibi besleyici gıdalar bulundurmalısınız. Bulantı nöbetlerinde önce yemek yemeye çalışın. Bu olası bir bulantıyı önleyebilir ya da şiddetini azaltabilir. Yatakta da yiyebilirsiniz. Gece midenizin boş kalmasını ya da kan şekerinizin düşmesini engellemek için uyumadan önce protein ve karbonhidrattan zengin bir araştırma örneğin bir bardak süt ve bir dilim kepekli ekmek iyi olur. Yine sabahları yataktan kalkmadan 20 dakika önce biraz kraker, galeta ya da bir avuç kuru üzüm yiyin. Bu tür gıdaları yatağınızın başucunda bulundurun, böylece gecenin bir yarısı açıkla uyandığınızda yatağınızdan kalmak zorunda kalmazsınız. Biraz daha fazla uyku ve dinlenme için zaman ayırın. Çünkü gerek bedensel gerekse duygusal yorgunluk bulantıyı artırabilir. Sabahları yavaş hareket edin. Çünkü hızlı hareket etmek bulantıya yol açabilir. Yataktan hemen fırlayarak işlerinize koyulmak yerine krakerlerinizi yiyerek 20 dakika kadar yatakta zaman geçirin. Sonra yavaşça kalkın ve besleyici bir kahvaltı yapmak üzere hazırlanın. Eğer başka çocuklarınız varsa bu size olanaksız gibi görünebilir. Ancak bu durumda onlardan erke kalkıp kendinize zaman ayırabilir ya da eşinizin sabahları onlarla ilgilenmesini sağlayabilirsiniz. Gerek yemeklerden gerekse kustuktan sonra midenizi bulandırmayacak bir diş macunu ile dişlerinizi fırçalamayı ya da ağzınızı çalkalamayı ihmal etmeyin. (Uygun çalkalama sıvısını hekiminize ve diş hekiminize danışarak saptayınız). Bu hem ağzınızın içinin ferah kalmasını ve bulantılarınızın azalmasını sağlayacak hem de diş sağlığınızın korunmasına yardımcı olacaktır. Stresten olabildiğince uzak durun. Sabah bulantıları, evde ya da işte yoğun stres altında kalan daha sık görülmektedir. % 1'in altına düşürmüştür. SARILIK HEPATİT-B Hepatit-B taşıyıcısı olduğunuzu bilmediğiniz, bunun bebeğinize zarar vermeyeceğinden emin olmak için ilk adımdır. Bazı taşıyıcılardan (belirli bazı antjenleri olanlar) doğan bebeklerde enfeksiyon riski yüksektir, doğumdan sonra 12 saat içinde Hepatit-B aşısı ve immünglobülin yapılması hemen her zaman enfeksiyonu önler. Taşıyıcı olduğunuzu doktora söyleyin, bulaştırıcı olup olmadığınızı saptamak için test yapılır ve gerekirse bebek de tedavi edilir. SOĞUK ALGINLIĞINA YA DA GRİBE YAKALANMAK Kadınların çoğu dokuz aylık gebelikleri döneminde hiç değilse bir kez soğuk algınlığına veya gribe yakalanırlar; size çok rahatsızlık verici olsa da böyle hafif bir hastalık gebeliğinizi etkilemeyecektir. Ne var ki bu hastalıklara karşı kullanmaya alışkın olduğumuz soğuk algınlığı tabletleri ve antihistaminik gibi ilaçlar gebeliğinizi etkileyebilir. Bu bakımdan hekim denetimi olmaksızın ne bunları ne de aspirin veya yüksek dozda C vitamini alın. Çünkü böyle bir durumda hangi tedavinin gebelikte uygun olacağını ve sizin durumunuzda en iyi sonucu vereceğini, ancak hekiminiz söyleyebilir. Tabii bunların hiçbiri soğuk algınlığınızı geçirmez ama bazıları belirtilerini hafifletebilir. Bu ilaçların herhangi birinden birkaç doz aldıysanız hemen paniğe kapılmayın. Büyük olasılıkla zarar görmemişsinizdir. Ama yinede endişeniz varsa hekiminize danışın. Neyse ki en iyi soğuk algınlığı ve grip ilaçlarının bazıları siz ve bebeğiniz için en güvenilir ilaçlardır: Soğuk algınlığını,can sıkıcı bir bronşite ya da ikinci bir bulaşıcı hastalığa yol açmadan başından önleyin. İlk aksırıkta yatağa girin ya da biraz daha dinlenmenizi sağlayacak planlar yapın. Yatarken yada uyurken nefes almayı kolaylaştırmak için başınızı hafifçe yüksek tutun. Soğuk algınlığı süresince aç kalmanız ne hastalığınıza nede bebeğe yarar sağlar. Bu yüzden gerekirse kendinizi zorlayın ve iştahınız olsun olmasın Dengeli Beslenme Diyetini sürdürün. Her gün turunçgillerden bir miktar yiyin ama tavsiye olmadan C vitamini takviyesinden kaçının (gebeliğiniz için verilen reçetenin dışında). Bol miktarda sıvı alın. Ateş aksırıklar sürekli akan bir burun vücudunuzda sıvı kaybına yol açar. Yatağınızın yanında bir termos dolusu sıcak greyfurt suyu veya portakal şurubu (1 litre sıcak suya ½ fincan dondurulmuş, şekersiz meyve suyu) bulundurun ve bunlardan hiç olmazsa saatte bir, 1 fincan için. Ayrıca Musevi Penisilini de denilen "tavuk suyu çorba"yı deneyin. Tıbbi araştırmalar tavuk çorbasının sadece kaybolan sıvıları yerine koymakla kalmayıp soğuk algınlığı çekenleri rahatlattığını da ortaya koymuştur. Ya bir nemlendirici ile ya da burnunuzun içine atomizörle sokacağınız tuzlu su ile burun kanallarınızın nemli kalmasını sağlayın. Boğazınız ağrıyor veya tırmalanıyorsa ya da öksürükten şikayetçiyseniz, 1 bardak ılık suya 1 çay kaşığı tuz ekleyerek gargara yapın. Ateşinizi doğal yollardan düşürün. Soğuk suyla duş alın ya da banyo yapın veya ılık süngerle silinin, soğuk içecekler için ve yatakta hafif şeyler giyin. Eğer ateşiniz 39 derece ya da üstündeyse derhal hekim çağırın. Bilindiği gibi bağışıklık sistemi vücuda yabancı dokulara tepki göstererek onları zararsız hale getirir. Bebek de vücut için yabancı bir dokudur, onun zarar görmesini önlemek için bağışıklık sistemi biraz yavaşlar. Ne yazık ki bu nedenle de gebelik sırasında yakalanılan soğuk algınlıkları daha uzun sürmektedir. Eğer soğuk algınlığı veya grip yemek yemenize ya da uyumanıza engel olacak kadar ciddiyse, sarımsı, yeşilimsi balgam çıkarıyorsanız ve şikayetçiyseniz, 1 haftadan fazla sürecek olursa hekiminize haber verin. Ayrıca gebeliğin son 3 ayı içinde gribe yakalanıp yatağa düşerseniz hekiminize haber verin. Çünkü bu dönemde grip çok şiddetli rahatsızlıklara neden olur, prematüre doğuma yol açabilir. Hem sizin hem de bebeğinizin güvenliği açısından ancak reçeteyle alınabilen ilaçlar gerekebilir. Hekim çağırmayı ihmal etmeyin ve gebelikte bütün ilaçlar zararlıdır diye duyduğunuz için, ki değildir, hekimin verdiği ilaçları almayı reddetmeyin. GEBELİK VE ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) Diyabetik gebeler, anne ve çocuk sağlığı yönünden tehlikeli komplikasyonlara aday vakalardır. Diyabetik bir gebede bir çok maternal ve fetal sorun ortaya çıkabilir. Bunlar sırasıyla; 1) Anne ölümü: Çok nadirdir ve gebeliklerinde takibi ve dolayısıyla tedavisi yapılmamış gebelerde, genellikle beyin kanaması, preeklampsi veya şeker koması nedeniyledir. 2) İntrauterin fetal ölüm (rahim içi bebek ölümü) : Uzun süreli diyabeti olan ve göz, böbrek gibi organlarda diyabete bağlı damarsal hasar meydana gelmiş diyabetli gebelerde bu risk yüksektir. 3) Düşük (Abortus): İlk trimesterde(1.,2. ve 3. aylar) kan şekeri kontrolü kötü olan annelerde veya diyabete bağlı damarsal değişiklikler oluşmuş gebeliklerde düşük yapma sıklığı artar. 4) Polihidramniyos çocuğun içinde bulunduğu amniyon sıvısının (rahim içi sıvı) fazla olmasıdır ve diyabetli gebelerde %20 oranında görülür. Polihidramniyos varsa bebek ölümü riski artar. (erken doğum), konjenital anomali riski artmıştır. 5) Preeklampsi: Gebelikte tansiyon yüksekliği ile seyreden ciddi bir hastalıktır ve diyabetik gebelerde daha yüksek oranda görülür. 6) Ablasyo Plasenta (plasentanın rahimden erken ayrılması) görülme sıklığı artar. 7) Doğumsal anormallikler (Özellikle kalp anomalileri, kısa barsak sendromu) döllenmeden önce ve bunu takip eden 3-6 hafta süresince kan şekeri kontrolü iyi olmazsa konjenital anomali sıklığı 3 kat artar. 8) Yenidoğan ölümü: Risk normalin 3 katı fazladır. Özellikle hyalen membran hastalığı (RDS=Respiratuar Distres Sendromu) nedeniyle ölüm sıktır. 9) Ölü doğum sıklığında artış olur. Nedeni plasentaya anne tarafından yeterli kan getirilememesidir. 10) Lohusalıkta süt kesilmesi daha sık görülür. 11) Annede idrar yolu infeksiyonları (piyelonefrit, nefropati) 12) Kandidiazis: Mantar enfeksiyonları sık görülür. Yeni doğanda sık görülen hastalıklar: a)RDS: Surfaktan yapımının bebekteki aşırı insülin düzeyinden etkilenmesi nedeniyle, solunum sisteminin işlevsel gelişimi olumsuz yönde etkilenir.(yeni doğanın solunum sıkıntısı) b) Makrozomi: 4000 gram üzerinde bebek doğumu sıktır. Buna bağlı doğum komplikasyonlarında artış görülür (ağrı zaafı, bebek duruş/geliş anomalileri gibi). c) Yenidoğan hipoglisemisi (Kan şekeri düşüklüğü) d) Hiperbilirubinemi (Uzamış yenidoğan sarılığı) e) Hipokalsemi (Kan kalsiyum düşüklüğü) Gestasyonel Diyabetin Anlaşılması Gestasyonel diyabet, gebeliğin en sık görülen komplikasyonlarındandır (istenmeyen etki). Genellikle gebeliğin ikinci yarısında görülür. Gebelikte, vücutta yüksek oranlarda yapılan hormonların, insülin hormonunun işlevini bozduğundan ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bazı kadınlar, gestasyonel diyabete adaydırlar: 30 yaş üzerindeki gebeler, şişmanlar, ailesinde diyabetli hastalar olanlar, daha önce iri bebek doğuranlar veya daha önce ölü doğum yapanlar bu riskli grubu oluşturur. Amerikan Diyabet derneği, tüm gebelerde, gebeliğin 24-28. haftaları arasında Gestasyonel Diyabet tarama testi yapılmasını önermektedir. Test, 50 gr. glükoz (bir tür şeker) içeren bir sıvının alınmasından 1 saat sonra kan şeker seviyesinin ölçülmesinden ibarettir. Eğer kan şekeri yüksek çıkarsa, glükoz tolerans testi denilen, 100 gr. glükozun içilmesinden itibaren 1, 2 ve 3 saat sonra kan şeker miktarının ölçüldüğü test yapılır. Eğer bir gebeye gestasyonel diyabet tanısı konulursa, çoğunlukla (%85) diyet yeterli olmaktadır. Sadece %15 kadar olguda insülin kullanılması gerekir. İnsülin kullanacak gebeler her gün evde basitçe kullanabilecekleri aletler ile kan şekerlerini ve idrarlarındaki şeker miktarlarını ölçerler. Doktorlarının önerilerine göre daha sonra insülinlerini uygularlar. TORCH TOKSOPLAZMOZİS Toxoplasma gondii parazitiyle temasa bağlı bir hastalıktır. Hastalık az pişmiş enfeksiyonlu et yenmesiyle ya da enfekte olmuş kedi dışkısıyla temas yoluyla alınır ya da enfekte olmuş hamile bir kadından bebeğine geçebilir. Hamileyseniz, tahlil edilmemiş kedileri okşamayın ve sepetlerini boşaltmayın. Üreme çağındaki Amerikalı kadınların yüzde 25 ila 45i semptomlar görülmediği halde bu organızmayı taşımaktadır. Her 800 ila 1400 gebelikte 1 ceninin toksoplazmozis taşıdığı tahmin edilmektedir. Toksoplazmozisin yolaçtığı şikayetler yorgunluk ve kas ağrısıdır. Kendinizi grip gibi hissedebilirsiniz. Bazı kadınlarda herhangi bir şikayet görülmez. Gebeliğin başlarında bir toksoplazmozis testi yapılıp antikorları taşıdığınız saptanmadıysa hastalığın olduğu söylenemez. Annedeki enfeksiyon ilaçla tedavi edilebilir. Enfeksiyonu gebeliğin başlarında alırsanız, düşük yapabilirsiniz. Toksoplazmozisle doğan bebeklerin çoğu, enfekte olmanın belirtilerini hemen göstermezler ama birçok doktor yine de tedavi önerir. Ayrıca, bebeklerin çoğu annenin enfeksiyonuna rağmen enfekte olmazlar. Enfekte olanlardan çoğunda önemsiz şikayetler vardır. Ancak bir kaçında sonunda nörolojik sorunlar ve kısmi körlük ortaya çıkar. Bu bebeklerin küçük bir yüzdesi bu hastalıktan ölür. KIZAMIKÇIK(RUBELLA.) Kızamıkçık, hafif bir çocukluk dönemi hastalıgıdır. Ancak, ergenlik çagındaki gençleri ve yetiskinleri de etkileyebilir. Hastalık lenf bezlerinde sisme, eklem agrısı ile yüzde ve boyunda iki üç gün süren döküntüye neden olur. Hasta her zaman hızla ve tam olarak iyilesir. Kızamıkçık, hasta olan kisinin öksürme ve aksırması sırasında çıkan tükürük damlacıkları aracılıgıyla geçebilir. Kızamıkçık, kadınların hamileliklerinin ilk 20 haftasında hastalıga yakalanmaları durumunda çok tehlikelidir. Bu, bebekte ciddi olusum bozukluklarına neden olabilir. Ísitme ve görme özürlülügü ile kalple ilgili olusum bozuklukları ve zihinsel özürlülüge yolaçabilir. Kızamıkçık çok bulasıcı bir hastalık olup, hamile kadınları ve bebeklerini korumanın en uygun yolu, kadınların hamile kalmadan önce ası olmalarını saglamak ve hastalıgın yayılmasını önlemek için tüm çocukları asılamaktır. Dogurganlık yasında olan ve özellikle hamile kalmayı düsünen kadınların doktora basvurmaları ve kızamıkçık kan testi yaptırmaları gerekir. Kan testi, baska bir MMR asısının gerekip gerekmedigini gösterecektir. Bir diger MMR asısı yapılmasının gerekmesi halinde, asının koruma sagladıgından emin olmak için, asının ardından bir kan testi daha yapılmalıdır. Hamile olan veya iki ay içinde hamile kalmayı planlayan kadınlara ası yapılmamalıdır. Kadınların her hamilelikten önce, koruma düzeyinin halen yeterli olup olmadıgının belirlenmesi için, kızamıkçık kan testi yaptırmaları önemlidir. MMR 'nin Olası Yan Etkileri MMR asısının yan etkileri, hastalıkların komplikasyonlarından çok daha az sıklıkta görülmektedir. En yaygın yan etkiler, kisinin kendisini iyi hissetmemesi, hafif ates ve muhtemelen asıdan sonra yaklasık altı ile onbir gün süren döküntülerdir. Bu süre içinde döküntüleri olan kisiler hastalıgı baskalarına bulastırmaz. Ası olan kisilerde bazen, asının bilesimindeki kabakulak virüsü nedeniyle, asıdan yaklasık üç hafta sonra tükürük bezlerinde hafif sisme görülebilir. Beyin iltihabı gibi, asının en önemli yan etkisi çok ender olarak görülmekte ve muhtemelen milyonda bir ya da daha az sıklıkta olusmaktadır. Yaygın Yan Etkiler asagıdaki uygulamalarla azaltılabilir: Fazla miktarda sıvı içilmesini saglama. Fazla kalın giyinmeme. Ası yapılan yere soguk, ıslak bir bez parçası koyma. Herhangi bir rahatsızlıgı azaltmak için parasetamol alma (ya da çocugunuza verme)(yasa göre uygun dozda vermeye dikkat ediniz). Yan etkilerin ciddi olması veya geçmemesi ya da kaygı duymanız halinde, doktorunuza ya da hastaneye gidiniz. Aşı Öncesi Kontrol Listesi Sizde ya da çocuğunuzda aşağıda belirtilen durumların olması halinde, aşı olmadan önce bunları doktor ya da hemşireye iletiniz: Son bir ay içinde başka bir aşı olunması. Aşı yapılacağı gün hasta olunması. Herhangi bir aşıya karşı ciddi yan etkilerin olması. Herhangi bir ciddi alerjinin olması. Herhangi bir tür steroid ilaç kullanılması (sözgelimi, kortizon gibi). Son üç ay içinde gamaglobulin a. ısı veya kan nakli yapılması. Bağışıklık sistemini zayıflatan bir hastalığın olması ya da tedavinin uygulanması (sözgelimi, kan kanseri, kanser, HIV/AIDS, radyoterapi ya da kemoterapi gibi). Halen ara. tırmaları süren merkezi sinir sistemiyle ilgili bir hastalığın olması. Hamile olmanız veya aşıdan sonra iki ay içinde hamile kalmayı planlamanız. Aşının farklı bir şekilde yapılması gerekebileceğinden, yukarıda belirtilen durumların doktor ya da hemşireye iletilmesi gerekir. GEBELİK VE TİROİD BEZİ HASTALIKLARI Gebelik, tiroid bezi hastalıkları açısından kritik ve bu yüzden de araştırılması gereken bir dönemdir. Genç kadınların gebelik dönemlerinde guatr oluşumu ve mevcut olan guatrın hızlı büyüdüğü ve daha belirgin hale geldiği bilinmektedir. Bu olay iyot eksikliği olan coğrafi bölgelerde oldukça sıktır. Gebelik dönemindeki kadınların iyot ihtiyaçları diğer genç insanlara göre çok daha fazladır. Genellikle gebeler gebelik dönemlerinde çocuğa zarar verir gerekçesiyle ilaç kullanmaktan kaçınırlar. Ancak iyot eksikliği durumlarında gebelerin gereken iyot ihtiyaçları karşılanmalıdır. Bu yüzden bu durumdaki gebelerin iyot tabletleri almaları gerekir. Şu unutulmamalıdır ki; iyot eksikliği de çocukta zararlı etkilere neden olur. Gebelerdeki iyot eksikliğinin nedeni ise artmış iyot kaybıdır. Kısmen çocuğa, kısmen de idrarla iyot atılımının artmasına ve sonuçta iyot dağılım alanının çoğalmasına bağlıdır. Gebelikte günlük iyot ihtiyacı ve gıdalarla alınan iyot miktarı arasında mevcut olan fark iyot eksikliğinde daha da artmaktadır. Gebelerde Guatr: Yeni oluşan guatr veya var olan guatrın hızlı büyümesi genç ve gebe kadınlarda sıktır. Nedeni ise günlük ihtiyaç ile günlük alınan iyot miktarı arasındaki farkın artmasıdır. Tiroid bezinin uyum mekanizmasından dolayı guatr oluşur. İyot eksikliğinin fazla olduğu 2. gebelik haftasında çocukta guatr oluşma riski vardır. Buna yenidoğan guatr'ı denir. Bu hastalıkta iyot eksikliğinin olduğu coğrafi bölgelerde sık görülür. Gebe kadınların bu iyot ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için iyotlu tuz tüketimi önerilmez. Çünkü çok yüksek miktarlarda iyotlu tuz almaları gerekir. Bu da gebelerde yüksek tansiyon gelişme ve ödem oluşma riskini arttırmaktadır. Bu yüzden de gebeler günlük 200 mikrogram'lık tabletler halinde iyot almalıdırlar. Bu tedavi sayesinde annede yeni guatr oluşumu ve var olan guatrın büyümesi önlenir. Ayrıca çocuktaki iyot eksikliği de giderilip yenidoğan guatr oluşumu engellenir. Genç kadınlarda gebe kaldıkları sırada guatrları mevcutsa bu tedavi guatrlarının büyümesini engelleyemez. Bu yüzden de bu hastalar da tiroid hormonu preparatları kullanılmalıdır. Bu tedavinin çocuğa hiçbir yan etkisi ve zararı yoktur. Çünkü tiroid hormonları plasentadan geçemez. Sonuç olarak guatrsız gebelerde mutlaka iyot tedavisi uygulanmalı, guatrlı gebelerde ise buna ek olarak tiroid hormon tedavisi de uygulanmalıdır. Bu tedavi çocuğa zarar yerine fayda getirir. Eğer tedavi uygulanmazsa çocukta guatr gelişme riski yüksektir. Gebelerde Hipotiroidi: Belirgin hipotiroidisi olan kadınlar nadiren gebe kalabilirler. Kısırlık nedenleri içinde önemli bir yer alır. Gebe kaldıkları taktirde de önceden gördükleri tiroid hormon tedavilerine devam edilir. Gebelik esnasında hipotiroidizm oluşursa da hormon tedavisine başlanılır. Hipotiroidili gebe kadınlar gebelikleri sürece tedavi görmezlerse erken doğum , düşük vs. istenmeyen sonuçlarla karşılaşabilirler. Bu hormon tedavisi ile bu olaylar minimal gözlenir. Bu tedavinin de çocuklar üzerine hiçbir zararlı etkisi yoktur. Aksine faydaları çoktur. Gebelikte Hipertiroidi: Hipertiroidi, gebelikte nadiren görülür ve bu durum sevindiricidir. Çünkü hipertiroidili bir gebenin tedavisi guatrlı ve hipotiroidili gebeninkinden oldukça zor ve sorunludur. Bunun nedeni de annenin tiroid bezini frenlemek için kullanılan ilaçların plasentadan geçip çocuğun kan dolaşımına geçmesindendir. Ancak bu geçişin, kullanılan ilaçların dozlarına bağlı olduğu biliniyor. Bu ilaçların yüksek dozları çocukta hipotiroidi ve guatr oluşturmaya yeterlidir. Bu kesinlikle istenmeyen bir durum olup, çocuğun zihinsel ve motor gelişimini kötü yönde etkiler. Belirli bir dozun altında da çocuğun tiroid bezine etki etmediği biliniyor. Sonuçta bu tür, hipertiroidili gebelere mümkün olan en düşük doz ilaç verilmelidir. Öte yandan tedavi edilmeyen hipertiroidili gebelerde düşük, erken doğum, plasentanın erken ayrılması gibi istenmeyen olayların sıklığı artar. Ayrıca çocuklarda anomali oluşma sıklığı da artar. Basedow hastalığı olan gebelerin tedavisi sonucu çocuklarında % 3 doğumsal guatr ve yaklaşık % 1 doğumsal hipotiroidi geliştiği gözlenmiştir. Bunlar tamamen tedavi sonucu oluşur. Oysa Basedow'lu gebelerin çocuklarında % 1-3 oranında doğumsal hipertiroidi görülme olasılığı var. Bu durum tedaviden kaynaklanmaz. Annedeki tiroid bezini stimüle (uyaran) eden antikorların çocuğa geçmesiyle oluşur. Sonuçta hipertiroidili kadınların gebelikleri yüksek riskli gebelik grubuna girer. Mutlaka kadın-doğum ve Endokrinoloji uzmanının denetimi altında olmalıdırlar. GEBELİKTE VARİS Varis, venlerin (toplardamarların) genişleyerek ve kıvrılarak cilt yüzeyinde belirgin hale gelmesidir. Gebelikte varisler sıklıkla bacaklarda meydana gelirler. Ancak çok ileri durumlarda vulvada da (genital bölgenin dıştan görünen kısmı) ortaya çıkabilirler. Anüs ve rektumda (kalınbarsağın son kısmı) ortaya çıkan varisler ise hemoroid (basur) adını alırlar ve ayrı bir başlık halinde inceleneceklerdir. Varisler sıklıkla kalıtsaldır ve ilk gebelikte varis gelişimi daha az görülmesine karşın gebelik sayısı arttıkça varis ortaya çıkma olasılığı ve varislerin şiddeti artar. Neden varis oluşur? Venler (toplardamarlar), vücuttan kanı kalbe geri götüren yapılardır. Arterler (atardamarlar) kanı kalbin kasılmasıyla pompalarlarken venler kanı başka yöntemlerle kalbe geri götürmek durumundadırlar. Genellikle arter ve venler vücutta birbiriyle "sırtsırta vermiş" şekilde bulunurlar ve kalp kanı atardamarlarda ileriye doğru pompaladıkça, ortaya çıkan dalgalanma toplardamar içindeki kanı kalbe doğru götürür. Bunu sağlayan mekanizma toplardamarların yapısında bulunan kapakçıklardır. Bu kapakçıklar kanın yanlızca bir yönde, kalbe doğru akmasına izin verirler ve böylece kanın geriye kaçışını önlerler. Başta bacaklar olmak üzere vücudun kaslı bölgelerinde bulunan toplardamarlar kasların kasılmasıyla oluşan itici güç ve kapakçıkların geri kaçışı engellemesi sayesinde kanı kalbe doğru götütürler. İşte varislerde temel bozukluk bu kapakçıkların işlevlerini yitirmiş olmasıdır. Böylece kan geriye daha kolay kaçmakta, bu kaçış belli bir bölgede kanın göllenmesine yol açmakta ve göllenen kan damarın yapısını ve şeklini bozarak damarın ciltten görülür hale gelmesine neden olmaktadır. Varisler cilt yüzeyinde mavi, ileri derecede kıvrımlı, dokununca içlerinde kan olduğu kolaylıkla hissedilen ve ileri durumlarda ağrılı olan damar yapılarıdır. Ailesinde varis öyküsü olan anne adaylarında varisler daha sıklıkla ve çoğunlukla ilk gebelik esnasında da ortaya çıkarlar. Her gebelikte ortaya çıkan varisler önceki gebeliğe göre daha şiddetlidir. Varisler gebelikte sıklıkla önce baldırlarda ve diz arkasında ortaya çıkar. Diğer ortaya çıkma yerleri bacaklar ve vulvadır. Vulva varisleri bacak varislerine göre daha ender görülür. Varisler büyüdükçe yaptığı şikayetler artar. Ağrı, bacakta dolgunluk hissi ve estetik bozukluklar en sık yaptıkları şikayetlerdir. Anne adaylarının yaklaşık %15'inde gebelik döneminde varis ortaya çıkar. Bunların önemli bir kısmı gebelik bittikten sonra kendiliğinden kaybolur. Gebelik neden varislerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır? Gebelikte, büyüyen bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak için kan hacmi belirgin bir şekilde artar. Dolaşımda daha fazla kan bulunduğundan özellikle bacaklarda kanın göllenmesi kolaylaşır. Toplardamarların kapakçık mekanizması kanı kalbe doğru pompalamada yeterince başarılı olamaz. Bu da cilt yüzeyindeki venlerin belirginleşmesine ve belli bir süre sonra varisleşmesine neden olabilir. Ek olarak büyüyen uterusun ana toplardamarlara yaptığı baskı toplardamarlardaki göllenmeyi artırır. Böylece vücudun alt taraflarındaki toplardamarlarda kan akımı yavaşlar, kan göllenir ve bacaklar ve vulvada varisler, anüste ise hemoroidler ortaya çıkabilir. Gebelikte artan miktarlarda salgılanan progesteron hormonunun damar düz kasları üzerindeki gevşetici etkisi varis oluşumunu daha da kolaylaştırır. Ne yapılabilir? Varisleriniz şiddetliyse sabahları kalktığınızda belinize kadar gelen ve bacaklarınızı hafifçe sıkarak destekleyen bir çorap kullanabilirsiniz. Bu çorapların özellikle varis için üretilmiş olanları da vardır ve bunlar bacaklarda kanın göllenmesini nispeten önler. Uzun süre oturmak ve özellikle de bacak bacak üstüne atarak oturmak kan akımını yavaşlatır ve varis oluşumunu kolaylaştırır. Yine otururken sandalyenizin baldırınıza temas etmesi ("burayı kesmesi" anlamında) dolaşımı yavaşlatarak varis oluşumunu kolaylaştırabilir. Otururken bacaklarınızı yüksekte tutmanız ve uyurken de bacaklarınızın altına yastık koyarak yükseltmeniz varis oluşumunu bir derece engeller. Uzun süre ayakta kalmaktan kaçınmalısınız. Kendinize her fırsatta oturma şansı yaratmalı ve mümkünse elde ettiğiniz her oturma fırsatında yarım saat boyunca ayaklarınızı yükselterek oturmalısınız. Yürüyüş bacak kaslarınızı çalıştırır. Bacak kaslarınız çalıştığında bacaklarınızdaki toplardamarların kalbe doğru hareketi kolaylaşır. Düzenli yürüme alışkanlığı edinirseniz varis oluşma riskinizi ve oluşan varislerin şiddetini önemli derecede azaltabilirsiniz. Özellikle büyük varisler şiddetli darbelerle yırtılabilir. Çok ender görülen ve kan kaybına yol açabilen bu durumu önlemek için varis olan bölgelere darbe gelmesinden (çarpmalar) kaçınılmalıdır. Elastik bandaj şeklinde olan varis çoraplarının piyasada çok çeşitli şekilleri mevcuttur. Bunlar hem bacağı sıkma açısından daha farklı olabilir, hem de yükseklikleri yalnızca dizkapağına kadar veya belinize gelecek yükseklikte olabilir. Bu çorapları seçerken doktorunuza danışmalısınız. Tedavide son zamanlarda bitkisel kaynaklı olan ve gebeliğin ilk üç ayından sonra kullanımında bir sakınca olmadığı düşünülen tablet şeklinde bazı ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlar doktor önerisine göre uygun dozlarda kullanılabilir. Gebelikten sonra varisler genellikle birkaç haftada kaybolur. Ancak özellikle çok doğum yapmışlarda ve / veya ailevi eğilimi olanlarda varisler doğumdan sonra da kaybolmayabilir. Bu durumda lazer, ameliyatla damarların çıkarılması, enjeksiyonla damarların devre dışı bırakılması yöntemlerinden biri uygulanabilir. Gebelikte varis ameliyatı genellikle yapılmaz. Ancak belirtilerin çok şiddetli olduğu (ağrı, varis yırtılması gibi) durumlar da uygun bir cerrahi yöntemle tedavi yapılabilir. Vulva varisleri normal doğumu engeller mi? Vulvadaki varisler normal doğum için genellikle bir engel teşkil etmezler. Böyle durumlarda epizyotomi ("dikişli doğum") kanama miktarını artırabileceğinden mümkün olan durumlarda epizyotomi uygulamasından kaçınılır, ancak epizyotomi yapılmaması geniş bir yırtığa yolaçma riski varsa, epizyotomi de damarların nispeten daha az yoğun olduğu bir bölgeye açılır. YÜKSEK RİSKLİ GEBELİKLER Riskler dogum oncesi,dogum sırasında ve dogumdan sonra olmak uzere 3 e ayrılabilir! Yenidoğan ölüm hızı diğer ülkelere nazaran Türkiyede abartılı düzeydedir!! Doğum öncesi riskler: şiddetli hipertansiyon şeker hastalığı anneye ait kalp hastalığı bobrek hastalıgı alkol ilaç bagımlılıgı daha onceki olu dogum hikayesi rahim anormallikleri rahim ağzı yetersizliği kan uyuşmazlığı çogul gebelik düşük dogum agırlıklı bebek GEBELİKTE ACİL DURUM BELİRTİLERİ Şiddetli ve sürekli baş ağrısı Uzun süren mide ağrıları Görmede bulanıklık Kanama Su boşalması El ayak ve yüzde şişme Çok sık kusma 38 Derecenin üstünde ateş 7. Aydan sonra bebeğinin 12 saatte 10 defadan az oynaması, HANGİ KADINLAR İÇİN GEBE KALMAK TEHLİKELİDİR ? 18 yaşından küçük, 35 yaşından büyük Son gebeliğin üzerinden 2 yıl geçmemiş kadınlar, 4 den fazla çocuk doğurmuş olanlar, Yüksek tansiyonu olan kadınlar için gebe kalmak tehlikelidir. Bu durumda olan kadınlar gebe kalırsa: Annede gebelik zehirlenmesi, Doğumda kanama Doğum zorluğu, Kadın hastalıkları ve sakatlıklar hatta ölüm olabilir. Gelin şimdi bu riskleri baska acıdan ele alalım: 18 den kucuk 35den buyuk gebelik 50 kg dan az anne dusuk sosyoekonomik cevre sigara kullanımı!! ilaç ve alkol kullanımı!! rahim ağzı yetmezliği böbrek hastalığı şeker hastalığı kronik hipertansiyon doğum öncesi kanamalar GEBELİKTE YÜKSEK TANSİYON Bazı gebeler, gebelik öncesinde yüksek tansiyona sahiptirler. Gebelik esnasında da tansiyon yükselerek gidebilir. Bazı gebeler ise önceki yaşamlarında yüksek tansiyona sahip olmadıkları halde, gebelikte vücutlarında meydana gelen değişimlere bünyelerinin uyum sağlayamaması nedeniyle yüksek tansiyon gelişir. Son derece dikkatli olunması, sürekli doktor kontrolünde olunması gereken bir durum olup, doktor önerilerine harfiyen uyulmalıdır. Çünkü, tansiyonun aşırı yükselmesi hem anne hem de bebek sağlığı açısından tehlikelidir. YÜKSEK TANSİYONUN ANNE VE BEBEK SAĞLIĞINA ETKİSİ 1. Kan damarları kasılır, anne rahmine ve annenin diğer hayati organlarına giden kan miktarı azalır. Bebek yeterince beslenemez. 2. Damarlar kasılı olduğundan vücuda az kan gider. Kalp giden kan miktarını arttırmak için daha hızlı çalışır ve kalp yetmezliği olabilir. 3. Böbreklere yeterli kan gitmediğinden, idrarda normalde olmaması gereken sonuçlar çıkar. Vücuttan protein atılır. 4. Damarlar kasılı olduğundan anne rahmine yeterli kan gitmeyecektir. Bebek yeterli beslenemeyecek, bazı durumlarda zihinsel fonksiyonları zarar görebilecek belki de bebek kaybedilebilecektir. 5. Göze yeterli kan gitmediğinden bulanık görme, baş ağrısı olur. 6. Bacak ve kollarda dinlenmeyle geçmeyen, baş parmakla bastırıldığında iz bırakan şişlikler olur. NELER YAPMALIYIZ? 1. Her gün aynı saatte, aynı tartıda tartılıp, her günkü kilonuzu bu iş için ayırdığınız defterinize kaydedin. 2. Her gün aynı saatte, dinlenme anındaki tansiyonunuzu ölçtürün. Aynı deftere bunu kaydedin. 3. Tansiyonunuzun yükselmesi halinde sol yanınıza yatarak istirahat edin. Tansiyon yükseldiğinde sizin ve bebeğinizin ihtiyacı olan oksijenin temini tehlikeye girmiştir. Bu yüzden tansiyonunuz yükseldiğinde dinlenerek vücudunuzun harcadığı enerjiyi en aza indirmeli, enerjinizi korumalısınız. 4. Sabah ve öğleden sonraları kendinize istirahat saati ayırın. Sessiz sakin ve loş bir ortamda dinlenin. 5.Şişliği (ödemi) önlemek veya çözmek için proteinden (süt,yoğurt,et,yumurta,kurubaklagil vb.) zengin yemekleri tercih edin, ancak kesinlikle tuz kullanmayın. 6.Aldığınız içecek miktarında kısıtlama yapmayın. 7.Stresli ve gergin ortamlardan uzak durun. Bu ortamlar damarlarınızın kasılmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olur. 8.Bebeğinizin hareketlerini gözleyin. İki-üç saatte bebeğin anne rahminde 10 hareket yapması beklenir. Evinizde size destek olacak, iş yükünüzü azaltacak, bu desteği doğum sonrası dönemde de sürdürecek bir yardımcıya ihtiyacınız olacaktır. 9.Yüksek tansiyona bağlı şikayetleriniz doğumdan hemen sonraki dönemde de bir süre devam edecektir. DOKTORA NE ZAMAN BAŞVURMALIYIM? Başağrısı Baş dönmesi Genel huzursuzluk ve endişe hissi Bulantı-kusma Bulanık görme Yüz kaslarında seyirme Bunlar damarlardaki kasılmanın ve yükselen tansiyonun artık beyninizi etkilemeye başladığını gösteren belirtiler olup, derhal doktorunuza ya da tam teşekküllü bir hastaneye başvurmanızı gerektirir. Bunlar dışında, kontrollerinizi hiçbir zaman aksatmamalı, doktorunuzun önerilerine harfiyen uymalısınız. Bir sonraki gebeliğinizde aynı sıkıntıları yaşamanız beklenebileceğinden, doktor onayını almadan hamile kalmamalısınız ZARLARIN ERKEN AÇILMASI Doğum sancısı olmadan kesenin açılması "zarların erken yırtılması" olarak tanımlanır. Normalde gebelik ürünü bir zar tabakası tarafından kaplanalan bir kese içinde bulunur. Bu keseye amniyon kesesi, çevreleyen zara amniyon zarı, içindeki sıvıya da amniyon mayii adı verilir. Amniyon kesesinin ve sıvısının sağlıklı bir gebelik ve bebek gelişimi için büyük önemi vardır. Bu kese gelişen bebeği dış etkenlere karşı korur, içerdiği sıvı bebeğin rahat hareket etmesine olanak sağladığından kas gelişimine yardımcı olur, bebeğin sabit sıcaklıkta bulunmasını sağlar, travmalara karşı yumuşak bir yastık görevi görür. Bebeğin normal fonksiyonları, büyüme ve gelişimi ve rahat hareket etmesini sağlamak için amniyon sıvısı gereklidir. Bu sıvı, amniyon ve koryon adı verilen zarlarla çevrilidir ve gebelikte oldukça önemli işlevleri olan dinamik bir sıvıdır. Doğum sancılarının başlamasından sonra rahim ağzı tam açık oluğunda yani 10 cm. açıldığında amniyon kesesi yırtılır ve sonra doğum gerçekleşir. Kesenin doğum sancıları başlamadan önce açılmasına erken membran rüptürü (EMR) adı verilir. Halk arasında "suları geldi" deyimi bu olayı anlatmak için kullanılır. Kesenin sancılar başladıkltan sonra, ancak rahim açıklığı 10 cm olmadan önce açılmasına ise vakitsiz membran rüptürü adı verilir. Bu durum klinik olarak bir öneme sahip değildir. Tüm gebeliklerin yaklaşık %10'unda görülen erken membran rüptürü (zarların erken acılması) nedeni bazı hallerde saptanamaz. En sık suçlanan nedenler enfeksiyonlardır. Özellikle idrar yolu enfeksiyonu ve vajinal (rahim) enfeksiyonlar buna neden olabilir. Ayrıca rahim hacminin aşırı arttığı polihidramniyos, çoğul gebelik gibi durumlarda ya da rahime ait şekil bozukluklarında da görülebilir. Annenin beslenme bozukluğu, düşük sosyoekonomik düzey, karına gelen direk travmalar, cinsel ilişki gibi faktörler de EMR'nin muhtemel sebepleri arasındadır. Anne adayları genelde zarların yırtıldığını aniden sıvı boşalması şeklinde fark ederler, bazı durumlarda zar rahimin üst kısımlarından yırtıldığında az miktarda idrar kaçırır tarzda hafif akıntılar olabilir. Bu tür şikayetler ile gelen gebelerde yapılan vajinal muayenede rahim ağzından sıvı kaçağının görülmesi ile tanı konur. Az miktarda akıntı varsa emin olmak için gelen sıvını asitlik derecesine bakılarak teşhise gidilir. Ayrıca ultrasonografide amniyon sıvısının azalmış olması tanıya yardımcıdır. Vakaların %60-80 inde sular geldikten sonra 24 saat içinde doğum sancıları başlar. Bu nedenle EMR erken doğum tehdidinin önemli bir sebebidir. Bu mekanizmaya göre normal doğum olarak takip edilen gebelerde bazı hallerde doktor doğumu hızlandırmak için amniyon kesesini suni olarak açabilir. Zarlar açıldığında dış dünya ile temas sağlayan gebelik ürünü enfeksiyonlara açık hale gelir. Bu durum anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek sonuçlar doğurabilir. Yine bu hastalar abruptio plasenta açısından risk altındadır. Bebek açısından bakıldığında ise kordon vajinadan (rahim) dışarı sarkabilir. Bu oldukça tehlikeli ve acil sezaryen gerektiren bir durumdur. Küçük gebeliklerde eğer bebekte bir duruş bozukluğu var ise bebeğin kolu dışarı sarkabilir. . Erken membran rüptürü (EMR); amniyon kesesinin doğum henüz başlamadan yırtılması ve suların gelmeye başlamasıdır. Amniyon kesesinin yırtılmasının ardından bebekle dış dünya arasındaki mikrop geçişini engelleyici filtre mekanizması artık ortadan kalkmış olur. 37. gebelik haftasından önce amniyotik membran yırtılmış ile prematüre EMR denir. Erken membran rüptürü, erken doğumun en önde gelen nedenlerindendir. Tüm gebeliklerin yaklaşık %10'unda görülmektedir. Anne adayları aniden vaginadan boşalan bir sıvıdan bahsederler. Ancak bu sıvı boşalması her zaman çok belirgin olmayabilir ve aralıklı olarak az miktarda gelebilir. Nedenleri çeşitlidir; en çok enfeksiyonlar sorumlu tutulmaktadır. Özellikle idrar yolu enfeksiyonları ve vaginal enfeksiyonlardan şüphelenilmektedir. Enfeksiyonların dışında servikal yetmezlik (rahim ağzı yetmezliği), çoğul gebelik, polihidramniyos, annenin yetersiz beslendiği durumlarda, sigara kullanımında da EMR görülebilmektedir. Tanı; şüphelemekle başlar. Anne adayının su gelmesi ile ilgili şüphesi olduğunda, ultrason ve muayene uygulanır. Serviksi (rahim ağzı) görmek için yapılan spekulum muayenesinde amniyotik sıvının geldiği görülebilir. Şüpheli durumlarda, turnusol kağıdı ile gelen sıvının pH ölçümü yapılarak amniyon sıvısı mı, yoksa servikal mukus mu ayırt edilebilir. Yine yapılan ultrason ile bebeğin çevresini saran amniyon sıvısı miktarı araştırılır. Sularının gelmesi yakınması ile müracaat eden bir gebede ilk planda hasta değerlendirilir ve tanı kesinleştirilir. Eğer sular tamamen boşalmış ise ve gebelik yaşı müsait ise 24 saat kadar beklenebilir. 34-36 haftadan küçük gebeliklerde bebeğin akciğer olgunlaşmasını hızlandıracak tedaviler uygulanır. 24 saat içinde sancılar başlamaz ise antibiyotik tedavisine başlanır ve doğumun başlatılması maksadı ile suni sancı verilir. Yukarıdan ve küçük bir alandan yırtık ve sıvı kaybı varsa uygun önlemler ile hastane şartlarında akıntı kesilene kadar beklenir. Bu zaman zarfında bünye meydane gelen bu açıklığı onarır ve amniyon mayii sürekli yapılan bir madde olduğundan eksik kısa sürede telafi edilir. Tedavide en önemli unsur antibiyotik ile enfeksiyonun önlenmesidir. EMR tanısı konduktan sonra gebelik haftası, genel fizik muayene bulguları, kan analizleri ve bebeğin genel durumu değerlendirilerek tedavi planlanır. EMR'de en önemli komplikasyon erken doğumdur. Genellikle suların gelmesinden itibaren 24 saat içinde doğum olayı başlar

  Hemen Ara